Etiket

ilham veren kadınlar

Yazılar

En sevdiğimiz, en motive edici, bizleri en güçlü hissettiren İlham Veren Kadınlar serimizde bu defa başarıları ve çok yönlülüğü ile insanın adeta başını döndürebilen bir isimle beraberiz : Almila Dalkılıç. Dekoratörlükten  Bateristliğe, Solistlikten İletişim Direktörlüğüne, Sunuculuktan Eğitmenliğe varana kadar çok yönlülüğün en müthiş örneklerinden biri olan Almila Dalkılıç’ı sizlere tanıtmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Merhaba, elimden geldiğince kısaltmaya çalışacağım. Ben Almila Dalkılıç. Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Görüntü Ana Sanat Dalı Tiyatro Dekor Kostüm Bölümünden mezunum. Son sınıfta başladığım iş hayatıma Uki, Beymen, Home Store gibi çeşitli marka kuruluşlarda Dekoratörlük yaparak devam ettim. Üniversite yıllarında okulumu temsil ederek Türkiye Üniversiteliler arası Müzik Yarışmasında Baterist ve Solist olarak yarıştığım finallerde, hem bateri çalıp hem de solo bir şarkıyı aynı zamanda seslendirerek o zamana kadar hiç yapılmamış bir şeyi gerçekleştirdim ve En İyi Enstrümantalist ödülü aldım. Sonrasında Üniversite yıllarında başladığım müzik serüvenimi devam ettirerek reklam müzikleri seslendirdim, TRT’nin ses yarışmalarına katılarak dereceler aldım, ve Eurovision Türkiye Jürisini oluşturan kişiler içinde oldum. Çeşitli Kurumlarda Kurumsal İletişim Direktörlüğü yaptım. Eş zamanlı olarak dergilerde yazı yazmaya ve eğitim kurumlarında ders vermeye başladım. TGRT’de başladığım seslendirme ve prodüktörlük deneyimimin ardından İstanbul Fm, MTV, Radyo Marmara ‘da Radyo ve Televizyon Sunuculuğu yaptım. ATV’de 4 ay boyunca yayınlanan Gani Müjde’nin yapımcılığını yaptığı Ceyhun Yılmaz Show Canlı Yayın’da orkestra bateristi olarak yer aldım. MEB Spikerlik Sunuculuk Sertifikasını Dönem 1. Olarak aldıktan sonra, MEB Mesleki Oryantasyon kursunu yine dönem 1. Olarak tamamladım. London School of Publıc Relatıons’dan Halkla İlişkilere Entegre bir yaklaşım adlı sertifikamı, eğitimlerimi verdiğim yıllarda aldım. Bu dönemde bir kitap yazdım İletişimde İletişim adında bir kişisel gelişim kitabıydı ve Elma Yayınevi tarafından basıldı. Sevgili Ahmet Şerif İzgören hocamın bana olan güvenini boşa çıkarmadım ama ikinci kitabı hemen ardından yazmalısın dediği halde eğitimlerden fırsat bulup şu zamana kadar tamamlayamadım. 2023’de ümit ediyorum ki tamamlayacağım harika bir Güzel Konuşma konulu kitap gelecek. Akademi İstanbul, Deulcom International, LSPR, Newport Unıversıty’de eğitimler verdim. Timder Dergisi’nde 13 yıldır Kişisel Gelişim yazıları yazıyorum. 3 yıldır piyano çalıyorum , ilk 2 sene Konserde Chopin ve Tchaikowsky çalma mutluluğunu yaşadım.
26 yıldır Retorik Hitabet Koçu / Yönetim ve Kişisel Gelişim Eğitmeni olarak 42 ayrı konu başlığı altında Kurum içi ve genele açık eğitimler veriyor, Zirvelerde konuşmacı ve sunucu olarak yer alıyor, Özel Hitabet ve İkna edici Sunum Danışmanlıkları yapıyorum.

Sunuculuktan, eğitmenliğe, müzisyenlikten, yazarlığa varana kadar pek çok farklı konularda uzmanlığınız bulunuyor. Bu çok yönlülüğünüzü neye borçlusunuz?

Hayatım boyunca kimse benden “sıkıldım” kelimesini duymamıştır. Sıkılacak zamanım olmuyor çünkü daima yapacak bir şeyler bulurum ve kendimi her fırsatta geliştirmekten büyük keyif alırım. Çok yönlü olmayı seviyorum bu bana enerji katıyor. Daima B ve C planım vardır. Yapabileceğimi düşündüğüm işlere başlar ve vazgeçmeden en iyi performansımı göstermeye çalışırım. Doğru Zaman Yönetimi ile farklı alışılagelmiş şeylerin dışında yaratıcılık özelliğimi kullanmayı birleştirdiğimde ve üstüne yaptığım her işi aşkla yapmam eklendiğinde çok yönlülük ortaya çıkmış oluyor. Biraz yemek tarifi gibi oldu ama en iyi bu şekilde anlatabilirim. Eğitmen olmak tüm hayatınıza yayılan çok ağır bir sorumluluk bunu en iyi şekilde gerçekleştirebilmek için çok yönlü olmak gerekiyor.

Çok yönlülüğünüzden bahsetmişken, siz en çok hangi yönünüzden daha çok keyif alıyor ve en çok hangi alanda kendinizi buluyorsunuz?

Şimdiye kadar sevmediğim bir işi yapmak için hiçbir zaman girişimde bulunmadım. İşimi yapmak konusunda hem mükemmeliyetçi hem de ne yapsam inanarak benimseyerek ve severek yapmaya çalıştım. İlgilendiğim her alanda başarılar kazanmak beni çok mutlu ediyor ve elbette motivasyonumu arttırıyor. Ancak Sunuculuk ve Seslendirme benim için apayrı bir yerdedir daima. Stüdyoya sabah girsem akşama kadar kalabilirim. Reklam müzikleri seslendirmesi ve canlı yayın program sunuculuğu en çok kendimi bulduğum yer. Tabii ki sahnede olup bateri ya da piyano çalmak anlatılmaz bir mutluluk kaynağı. Eğitimlerde de sahnedeyim, sahnede olmayı inanılmaz derecede seviyorum, İnsanların kalplerine ve ruhlarına dokunabilmek müthiş bir duygu. Sadece bir tanesini seçmek zorunda bırakılsaydım nasıl karar verebilirdim bilemedim gerçekten ancak 2 kelime ile cevap vermem en doğrusu olacak sanırım : SAHNE ve SUNUCULUK

Sergilediğiniz başarılarınız bir kadın portalı olarak göğsümüzü kabartıyor. Türkiye’nin ilk ve tek ödüllü kadın bateristi olma unvanını almak, size daha farklı hangi konularda güç verdi?

Çok teşekkür ederim. Böyle düşünmenizden onur ve mutluluk duydum. Daima ne yapılmadıysa onu yapmalıyım diye bir düşüncem vardır. Yaratıcı düşünceler için beynimi yormaya ve okumaya bayılırım. Bunlar bana yaşama sevinci veren şeyler. Müzik benim için vazgeçilmez, mesela size enteresan bir şey söyleyeyim evimin her köşesinde radyo, kasetçalar, cd çalar ve pikap var. Hangi işi yaparsam yapayım sanat, müzik, sahne geçmişimden deneyimlerimi keyifle kullanıyorum. Bu şekilde son derece sıradan görülen işlere bile farklı yorumlar getirme şansım oluyor.

Başarılarınızın arkasında bir görünmez el var mıdır, yoksa yalnızca kendi emekleriniz ve inancınız mıdır sizi bu denli geliştiren? Özetle size ilham veren, rehber olan kişiler bulunur mu çevrenizde? 

Ailem beni güçlü biri olarak yetiştirdi. Tek çocuğum ama ailem tarafından hiçbir zaman şımartılmadım. Bu anlamda benim için en önemli şey şu: kendin için en iyisini yap zaten karşındakiler senin için en iyi olanı mutlulukla kabul edeceklerdir. Şunu söylemeliyim ki; Şimdiye dek kazandığım tüm başarılarımda ilk imza benim olmuştur. En büyük ilham kaynağım elbette her konuda ve her daim örnek aldığım Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Ayrıca daima söylerim; Başarıya ulaşmak için mutlaka kişilerin seçtikleri Rol Modeller olmalı. Benim için en önemli Rol Modellerden biri manevi babam Melih Kibar olmuştu. Müziğe onunla başladım ve manevi olarak bana daima destek olmuştur ama her şeyi kendim başarmamı istediğinden; bir şeyi başarırsam mutlu olacağı düşüncesi ile asla vazgeçmeden hep bir farklılık yaratmaya çalışırdım. Hayatımın hiçbir döneminde bana manevi anlamda destek olan kişilerin yüzünü kara çıkarmadım çok şükür. Rehber olan isimler ise yanımda ya da yakınımda değiller ama yine de söylemek isterim.

  • Karen Carpenter : bateri ve girişimcilik,
  • Michael Jackson : yenilikçilik,
  • Churchill : hazırcevaplık ,
  • Napolyon , Sezar, Pargalı İbrahim Paşa Özgüven ,
  • Tchaikowsky : duygu dehası,
  • Einstein : zeka,
  • Tesla : azim,
  • Phil Collins : bateri,
  • Tarkan : mütevazılık,
  • Mustafa Erdoğan : iş disiplini,
  • Federer : soğukkanlılık, tevazu…

 

Rehber olarak gördüğünüz kişiler takdir-e şayan. Peki  Z kuşağı ile ilişkiniz nasıldır? Onlarla iletişimde neye dikkat etmemizde fayda var?

Yapım gereği, x y z fark etmeden, her kuşakla iletişimimi içten ve sağlam temellere oturturum. Kuşak çatışması elbette var ama bunu minimize etme şansımız da var. Z kuşağını sorduğunuz için özellikle onlar için söyleyeyim, onlarla doğru bir frekansta olabilmek için hızlı olmanız gerek, hızlı adımlar hızlı kararlar gibi… En önemlisi anlayışlı olmak ve dinlemek, ama gerçek bir ilgi ve istek ile. Teknolojinin getirdiği yeniliklere tıpkı onlar gibi yakın olmak son derece önemli, başarılı ve tevazu sahibi olan insanlardan etkileniyorlar, özgün, çalışkan , sade, basit ve net olmak Z kuşağını etkileyen faktörler arasında.

 

Sizce kadınların kendini geliştirebilmesinin önündeki en büyük engel nedir?

Kendilerini çok iyi geliştiren ve girişimcilikleri ile pek çok kişiye ilham olan kadınlarımız var. Gurur duyulacak işler yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Gelişim, sizin de bildiğiniz gibi hayat boyu devam eden bir süreç, ara verilecek ya da bırakılacak bir şey değil. Kadınlarımız daha özgüvenli olmalı, öz sevgi ve öz saygılarına daha fazla güvenmeliler. Sabır önemli, mutlaka kendilerine destek olacak birilerini beklememeliler, en büyük destekçilerinin kendileri olduğunu kabul etmeli, çevrenin olumsuz yorumlarından etkilenmemeli, belli hedefler koyarak o hedeflere ulaşmak için çok çalışmalı ve çok okumalılar. Ben deli gibi okuyorum, öğrenecek şey bitmez. Bazen hedeflere ulaşamayınca vazgeçebiliyor kadınlarımız, bir şeyi yapacaklarsa önce kendileri için yapsınlar. Hangi yaşta olursanız olun mutlaka hayatınıza katacağınız muhteşem şeyler vardır. Bunun yanı sıra gerçekleşmesi zor olan hedefler üzerinde fazla ısrar etmemeli, kendi kapasitemize uygun işlere ağırlık vermeliyiz. İşte bu sebeple farklı işler yaparak herkesten bir adım öne çıkmak amacıyla değişimlere açık olmalı, öğrenmeyi bırakmamalıyız. Çok sayıda hedef belirlemek de doğru değil, gereğinden çok hedefimiz olmamalı. Engeller daima vardır, önemli olan o engeller ile karşılaşıldığında üzerinden atlamayı bilmek. ( 100 metre engelli koşudaymışçasına 🙂 Yapılamaz denileni yaptığınızda kendinizi harika hissedeceksiniz çünkü yapabilirsiniz!

Gelecek projeleriniz arasında kadınlarla ilgili bir çalışma yapma düşünceniz olsaydı neler yapmak isterdiniz?

Gelecekte yapmayı düşündüğüm ilk hedefim televizyonda bir bilgi yarışması sunmak. Bu hedefim hem kadınları hem erkekleri içeriyor. Bir yandan kazandırırken bir yandan da bilgi vermek, gelişimlerine yardımcı olmak.

İkinci hedefim ise bazı kadın programlarında bilirkişi olarak bulunup sorunlarına psikolojik açıdan yardımcı olmaya çalışmak. Ya da kadınların gelişimine ağırlık veren, esprili, enerjik, mutlu edecek, bilgi verecek, mutluluk aşılayacak, yepyeni pencereler açacak, farkındalık oluşturacak bir kadın programı hazırlayıp sunmak. Bu arada izninizle çalışmalarınız konusunda sizleri tebrik etmek isterim. Her kadının bir hazine olduğunu düşünüyorum. Ve siz de o hazinenin çok önemli bir parçasısınız. Sitenizi de büyük beğeni ile takip ediyorum. Eğitimlerden dolayı tam girecekken gerçekleştirme zamanı bulamadığım siyaset hayatında kadınlarımızı daha fazla görmek isterim. Bu güzel sohbet imkanını oluşturduğunuz için, ben teşekkür ediyorum.

İnsan istedikten sonra pek çok şeyi aynı hayata nasıl sığdırabilir, nedir bu işin sırrı, nasıl yetişiyor her şeye diye sizlerin de bu soruları röportajımızı okurken sıraladığınıza eminiz 🙂 Tüm kadınlarımıza ilham olması dileğimizle…

Bu harika cevaplar ve ilham veren düşünceler için asıl biz Almila Hanım’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

“İlham Veren Kadınlar” serimizin keyifli yolculuğunda bugün bize eşlik eden sevgili Pınar Özkent ile kurumsal iş yaşamından sıyrılıp kendi işini kurabilmeye, başka hayatlara dokunarak onları istedikleri hayata doğru yüreklendirmeye, yeni girişimler için korkulardan sıyrılabilmeye dair pek çok konuya el attık 🙂

Siz de haddinizi aşanlardan olmak istiyorsanız, yaşamınızın geri kalan sürecinde ilham olması dileklerimizle….

Pınar Özkent kimdir, kısaca tanıyabilir miyiz?

17 yıllık kurumsal yaşamının son 10 yılını “ben bu hayatta başka birşeyler yapmalıyım” diyerek geçirdikten sonra 2017 yılını kendime kişisel dönüşüm yılı ilan ederek konfor alanından çıkarak  kurumsal kariyerime veda ettim. Hepimiz için zaman denilen hızlı tren; tek biriktirilemeyen ve dolayısıyla en doğru harcanması gereken şey. Zamanımı ve enerjimi hep başkalarının yaşamlarına dokunarak, onlara destek olup ilham vererek harcamak istiyordum. Ve ilmik ilmik dokuyarak kendime mutlu olduğum bir iş yaşamı hediye ettim. 

Şimdilerde ilk girişimim olan Haddini Aş  Kulübü’nü büyütüyor, durmak bilmeden yazıyor ve iş yaşamında kendini sıkışmış, umutsuz hisseden pek çok profesyonele bire bir mentorluk yapıyorum. 

Yazar, danışman, konuşmacı, mentör gibi pek çok sıfatınız bulunuyor. Birden fazla alana odaklanabilmek için nasıl bir çalışma prensibiniz mevcut?

Bu soruyu bundan 5 yıl önce sorsaydın, “insan çok sevdiği bir iş yaptığında, birçok parçaları bir araya getirebiliyor ve bundan yorulmuyor” diye yanıt verirdim. 

Ancak bugün, ben de deneyimleyerek öğrendim ki, tutkuyla yaptığın bir işin olmasının yanı sıra, verimli ve üretken olabilmeyi kafaya takabilmek çok kıymetli. Bence zamanı çok iyi kullanmayı öğrenmek bu yüzyılın en önemli yetkinliklerinden biri. Bu konuda kendimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum. 

Haddini Aş sitemizde yayınladığım “Hedeflerime Nasıl Ulaşırım?” Rehberi’nde de yer verdiğim kritik bir alışkanlığım var. Aynı zamanda pek çok şey yapabilmeyi öğrenmek. Yani yapmak istediklerimiz için paralel zamanlar yaratmamız lazım. Buna herkes küçük küçük başlayabilir. Mesela yemek hazırlarken podcast dinlemek; araba kullanırken bir sonraki günün yazısı için sesli notlar almak, sabahları 05.00’da kalkıp halletmem gereken en el oyalıyıcı işleri o sessizlikte halletmeyi prensip haline getirmek gibi.. 

Kurumsal hayatta iyi bir konumda iken, bu konumdan başarı ile sıyrılarak kendinize -tıpkı kitabınızın da adını taşıdığı gibi- “yeni bir pencere aç”mışsınız. Peki siz yeni bir pencere açabilmek için kişisel motivasyonunuzu nasıl sağladınız?

Benim başka bir şansım yoktu açıkçası. Çünkü içimde sürekli beni dürtüp “destek olabileceğin bir sürü insan, yazılacak pek çok satır varken burada ne işin var?” diye sorgulayan bir iç sesim vardı. Onu susturmaya çalışmadım mı? Çalıştım. Ancak beni çok iyi tanıyor olmalı ki, varlığımın farklı amaçlarını bulabilmem için sürekli beni itmeye devam etti. Tabi burada okurlar altını çizmek istediğim bir şey var: Kurumsal yaşamı bırakıp girişimci olmak isteyen biri kendini çok sıkı hazırlamalı. Okumak, araştırmak, eğitimlere gitmek, yeni bağlantılar edinmek, işin inceliğine hakim olmak gibi.. İnsan ancak kendini geliştirdiğinde öz güveni artıyor ve yola çıkma cesaretini buluyor. Bu hazırlık dediğim süreç benim 7 yılımı almıştı. (Herkesin bu kadar uzun sürmesine gerek yok ☺)

Yaşamınız boyunca size ilham kaynağı olan bir kişi veya bir olay olmuş muydu?

Anneannem sanırım. Doğu’nun ücra bir köyünde hayata gelip 14 yaşında evlendirilerek İstanbul’a göç eden, okuma yazması olmayan ama 3 çocuğunu okutmak için gecesini gündüzüne katarak çalışan biri anneannem. Kocası alkolik ve maalesef şiddet mağduru bir kadın. Annem, teyzem ve dayımın iyi birer meslekleri olsun diye gündüzleri ev temizliğinde, geceleri ise kese kağıdı fabrikasında mesai yapıyor. Çok şükür ki çocukları onu hayal kırıklığına uğratmayarak, her biri İş Bankası’nda önemli pozisyonlara yükseliyor. Bana ilham vermesinin en büyük nedeni; çaresizlik denilen şeyin aslında bir duygu durumu olması ve yaşamlarımızı mücadele ederek değiştirmeye sonuna kadar muktedir olmamız. Bir de tabi ki vizyonerliğinden çok etkileniyorum. 

Yeni kararlar alma anlamında hayatınızın dönüm noktası sizce nedir?

Hayat seçimler ve bu seçimler arasında verdiğimiz kararlardan ibaret. Bu nedenle yeni bir karar almayı yaşamın doğal bir uzantısı olarak kabul ediyorum. Korkmuyor gözüm yani. Çünkü aldığım her karar doğru olmak zorunda değil. İnsanım ben. Athena’nın dediği gibi “benim güzel hatalarım var” ☺ Spesifik bir dönüm noktam yok bu nedenle. Yani karar alma konusunda çok büyük anlam yüklemediğimden belirli bir dönüm noktası hatırlamıyorum. 

“Haddini Aşanlar Kulubü” kurucularındansınız. Bir kişinin “haddini aşabilmesi” için sizce nereden başlaması lazım?

Şimdi yukarı ile çelişiyor gibi görüneceğim belki ama önce karar vermesi lazım. Ve fakat bu karar çok net olmak zorunda değil. Yani sadece “Ben bu hayatı böyle yaşamaya devam etmeyeceğim.” diyebilmek önemli ve ilk etapta yeterince sağlam bir karar. Kendi girişimcilik yolculuğumda yaşadıklarımı anlattığım “Beyaz Yakamla Nasıl Vedalaşırım?” Rehberi’nde özellikle altını çizdiğim bir nokta var: Her şeyi ilk günden enine boyuna bilmemiz, atacağımız her adımı detaylıca planlamamız gerekmiyor. Bizim bir anda kahraman olmaya değil, sadece cesur olmaya ihtiyacımız var. Zaten bu kararı verdikten sonra insan hayallerine ulaşabilmek için neler yapması gerektiğine dair uzun uzun konuşuyor kendisiyle. Cevapların bir kısmı yolda bulunuyor yani.

İş yaşamında şansa inanır mısınız? Yoksa her şey prensip, azim ve motivasyon mudur?

Şansa gerçekten inanmıyorum. Montesquieu’nun çok sevdiğim bir sözü var: “Başarılı olmak için çaba gösterirsen şans seninledir. Tembeller için şans diye bir şey yoktur.’’ 

Bence şans konusu bizim tökezlediğimiz zamanlarda kendimize söylediğimiz ve kendimizi iyi hissettirmeye yönelik inanmak istediğimiz bahanelerden biri. Bir insan için tek bir şans vardır; o da sağlıkla nefes alabilmektir. 

Kendi işini kurma konusunda çekinceleri olan girişimci adayları için neler önerirsiniz?

Önce neden çekindiğimizi bulmamız gerekiyor. Ne yapacağınızı mı bilmiyorsunuz, nasıl başlayacağınızı mı veya başarısızlık korkunuz mu baskın? Yani ben bu adımı bir türlü neden atamıyorum. Önce bunu spesifik olarak ve mutlaka yazarak tanımlayın. Korkularımızın kaynağını bulmadığımız sürece, yaşamı israf etmeye devam edeceğiz. “Beyaz Yakamla Nasıl Vedalaşırım?” girişimci olmak isteyenler için kendi hikayemdeki somut adımları ve uygulamaları paylaştığım, 73 sayfalık bir e-rehber. Rehberi okuyarak benzer birinin hikayesinden ilham alabilirsiniz. Bana en çok gerçek hikayeler ilham verir.  Tabi bu kişisel bir şey.. 

İş hayatındaki girişimci oranlarına bakınca kadınların daha geri planda kaldığını üzülerek görüyoruz. Sizce bu oranı arttırmak için neler yapılabilir?

Bunun da nedenlerine bakmak lazım. Bazısı benim gibi annelik kimliğini üzerine giyip bir süre onunla yaşamaya karar verip, iş yaşamından çekiliyor. Benim geri dönmem 2 yılı buldu mesela. Bazısı yaşam öncelikleri gereği çok yoğun bir çalışma hayatı istemiyor. Çünkü girişimcilik işte böyle pazar akşamı da çalışmak demek ve hayatın terazisini tutturmak girişimciyken zor. Bazısı maddi olanaksızlıklardan çekiniyor ya da evliyse eşi desteklemiyor vb. Toplumda birçok konuda gördüğümüz kadın erkek eşitsizliğine değinmiyorum bile. Neyse ki bugün gururla takip ettiğimiz nice kadın girişimciler de var. Denemek lazım! Her zaman bunu söylüyorum ve söyleyeceğim. Eğer bir fikrin varsa denemeden başarılı olup olmayacağını bilemezsin. Üstelik denemek bedava ve denemeye başlamak için radikal bir karar almaya ihtiyacın yok. Bugün dijital yaşam muhteşem iş fırsatları getiriyor. Senin evinde el emeği göz nuruyla mis gibi dolmalar sarıp Instagram’dan satan Ayşe’den, Fatma’dan ne farkın var? Tek fark, henüz yapmak istediklerini denememiş olmak. 

Sizi takip etmek isteyen okurlarımız hangi kanallardan size ve kitaplarınıza ulaşabilir?

“Yeni Bir Pencere Aç” benim basılı tek kitabım. Raflarda ve online kitap satan tüm platformlarda mevcut. www.haddinias.net üzerinden yazdığım E Rehberlere de rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Instagram hesabım pinarozkent ve en aktif kullandığım platform olan Linkedin’deki profilim de burada 

Bu harika sohbet fırsatını verdiğiniz için çok mutlu oldum. Çok teşekkürler. 

Lezzetini çok sevdiğimiz ancak fazla tüketmemeye özen gösterdiğimiz çikolatayı bir de bu tarafından dinleyin! Bir anne-kız girişimi olan Nuvole Chocolate, yalnızca oluşum hikayesi ile değil, sağlıklı ve sürdürülebilir özelliği ile de  takipçilerine ilham veriyor. Sevgili Aslı ve annesi Sevgili Hale Hanımlar hikayelerini Womanlogy okurları ile paylaşarak bizlere konuk oldular, değerli vakitlerini ayırdıkları için kendilerine teşekkür ederken, sizleri keyifli röportajımızla baş başa bırakıyoruz:

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Aslı (Marka Yöneticisi): Yeditepe Üniversitesi’nde PR ile Uluslararası ilişkiler ve Siyaset Bilimi bölümlerini bitirmiş bir genç girişimciyim, lisans tezimi de yazmış olduğum kakao ticaretinin sürdürülebilirliği konusuna özel bir ilgi duymaktayım. 2019 yılında Girişimcilik Vakfı’na seçildim. Öğretim hayatım boyunca ülkemizde ve yurt dışında çeşitli yerlerde staj, çalışma ve gönüllülük deneyimlerim oldu. Şimdi ise farklı yerlerde alanında çok başarılı şeflerden almış olduğum çikolata eğitimleri sonrasında annem Hale ile Kozyatağı’ndaki dükkanımızı işletmekte ve markamızı büyütmekteyiz.

Hale (Üretim Sorumlusu): İtalyan Lisesi ardından lisans bölümüm olan İspanyol filolojisini bitirerek uzun seneler boyu kozmetik sektöründe öncü olan  bir Fransız markasının bünyesinde çalıştım. Kurumsal hayat sonrasında içimdeki yaratıcılığı daha fazla tutamayıp, kendimi resim sanatına adadım. Aynı zamanda üç çocuk annesiyim. Özellikle kızım Aslı’nın profesyonel voleybolcu olması sebebiyle sağlıklı beslenme konusunda kendimi epey geliştirdim. Bunun üzerine kızım Aslı ile birlikte aldığımız eğitimlerle, yılların birikimi mutfak deneyimimi ve sanatımı çikolatalar üzerinde konuşturmaktayım. 🙂 

 

Nuvole Chocolate kuruluş hikayesi nedir ve “Nuvole” hangi anlamı taşımaktadır?

 Aslı: 8 yıllık lisanslı profesyonel voleybol geçmişim ve bir süreliğine modellik deneyimim oldu. Eğitim hayatım ile birlikte tüm bu aktiviteleri yürütmem sebebiyle oldukça yoğun bir hayat temposuna sahiptim ve yediğim, içtiğim tüm besinlerin içeriğine oldukça dikkat etmem gerekiyordu. Çikolatadan asla vazgeçemiyordum. (O zamanlar çikolatanın gerçekte ne kadar faydalı bir içeriğe sahip olduğunun farkında dahi değildim. 🙂 ) Bütün yolculuğumuz, annem Hale’nin, bir türlü vazgeçemediğim çikolatanın içeriğini “Daha sağlıklı nasıl yaparız?” sorusu ile başladı. Nuvole İtalyanca ‘’Bulut’’ demek. Bizim ‘’Hafifleten Çikolata’’ sloganımıza çok uygun olduğu için Nuvole adını tercih ettik.

Markanızın ve ürünlerinizin bu denli ses getirmesi için neler yaptınız?

 Aslı: PR okumam, marka oluşum sürecimize oldukça katkı sağladı tabii fakat en büyük etken sektördeki sağlıklı çikolata, glutensiz/vegan/rafine şekersiz çikolata boşluğunu dolduran az sayıda markadan biri olmamızdı. Müşterilerimizin genel olarak bizi tercih etme sebepleri; gıda boyası, palm yağı, koruyucu içermeyen; günlük, taze üretim yapmamız. Bunun yanı sıra; sürdürülebilirlik anlamında elimizden geldiğince dikkatli olmaya çabalıyoruz. Müşteri ilişkilerimizden tutun malzeme tedariğimize kadar attığımız her adımda etik, adil ve doğaya duyarlı olmaya çalışıyoruz. Hedef kitlemiz ile daha çok sosyal medya aracılığıyla birebir iletişim kuruyor, onları adeta ekibimize/ailemize dahil ediyoruz. 

Çikolatanın sağlıklı tüketilmesi için dikkat ettiğiniz bazı kriterler mevcut. Nedir bunlar?

Kakao aslında son derece sağlıklı theobroma bitkisinden elde edilen bir meyve. Burada önemli olan çikolatanın sağlıklı tüketilmesi yani gerçek kakao ile yapılmış, içeriğinde palm yağı, glikoz şurubu, koruyucu, renklendirici içermeyen çikolataların tercih edilmesidir. Nüfusun ve çikolataya olan talebin her geçen gün artmasıyla birlikte endüstriyel üretimi yapılan çikolataların aksine çikolatayı en saf haliyle üretmeye çalışıyoruz. Koruyucu içermediğinden dolayı raf ömrü daha kısa oluyor, biz de bu sebeple taze üretim veya sipariş üzerine üretim yapıyoruz.

Girişiminiz için başlangıçta sizi demotive eden unsurlar olmuş muydu?

Tabii maalesef ki… İlk başladığımızda annem ile birlikte çikolatalarımızı evden yapıyorduk. Ticari boyuta taşımak istediğimizde ise dükkanımızı açma kararı aldık. Bu noktada Türkiye’nin ekonomik koşulları ve girişimciliğin çok büyük risk olduğu düşüncesiyle olumsuz birçok eleştiri aldık. (Ör: Sağlıklı ürünleri satmak çok zor, nasıl para kazanacaksınız?) Eleştirileri dinledik tabii fakat olumsuz eleştirileri markamızı büyütmede yapıcı bir şekilde değerlendirdik. KOSGEB’den ileri girişimci desteği aldık. Farkımızı insanlara daha çok anlatmaya başladık ve geri dönüşler bizi çok motive etti. 

Genç bir girişimci olarak yeni girişimcilere önerileriniz nelerdir?

‘’Doğru yerde ve doğru zamanda araştırma yaparak, risk alarak fark yaratmak.’’ Aslında bu cümle benim için girişimciliğin formülü diyebilirim. Bana risk almamda cesaret veren başlıca unsurlar; ülkemizin yeni girişimlere oldukça açık olması ve diğer ülkelere göre girişimciliğin aslında zor gözükse de rekabetin azlığı sebebiyle gerçekte kolay olması. Daha doğrusu ön plana çıkmanın kolaylığı. Bunu unutmayarak inandıkları bir iş fikri veya sosyal girişim varsa diğer ülkelerdeki benzer örneklerini inceleyerek fikirlerini netleştirmeleri en önemli önerim olacaktır. İş veya sosyal girişim fikirlerine gelebilecek tüm soruları kendilerine sorarak cevapladıklarında markalarının oluşum süreci başlayacaktır.

Nuvole Chocolate için planladığınız gelecek hedefi nedir?

Aslı: En büyük hayalim Nuvole’yi Türkiye’nin dünyaca tanınan ilk %100 sürdürülebilir çikolata markası haline getirmek. Üretim ağımızın, zincirin ilk aşamasından son aşamasına kadar adil ve etik koşullar altında, doğaya karşı duyarlı olmasını sağlamak. Bu hedefler doğrultusunda her geçen gün kendimizi daha çok geliştiriyor, yeni çözümler bulmaya çalışıyor ve bol bol araştırma yapıyoruz. Bize bol şans dileyin! 🙂 

Hale: Aslı’nın hayallerine ortak olmak ile birlikte benim hayalim de herkese mucize besin kakaonun oluşumu çikolatayı en sağlıklı ve en leziz halinde ulaşılabilir kılmak. Butik çikolatayı herkesin ulaşabileceği kalitede ve fiyatta insanlara sunmak.

Sizce kadınların kendi hayallerinin peşinden koşabilmesi için neler yapmaları gerekir?

Gerçekten inandıkları bir iş veya sosyal girişim varsa bizim yaptığımız gibi eleştirileri dinleyerek yapıcı bir şekilde işlerini geliştirmek için kullanmaları başlıca tavsiyemizdir. İnandıkları işe dört elle sarılarak, pes etmeden hedeflerine ulaşmaları asla imkansız değil. Dünya’daki örnekleri de inceleyerek ‘’Neden ben de yapamayayım?’’ demeleri çok önemli. Bir de bir işin geri dönüşünün belli bir süre zarfında olduğunu unutmamaları ve başlangıç maliyetlerini olabildiğince az tutmalarını önerebiliriz.

Siz de Nuvole Chocolate’ı deneyimlemek isterseniz Kozyatağı’ nda bulunan dükkanlarını ziyaret edebilir veya  www.nuvolechocolate.com’dan  sipariş verebilirsiniz.  Sosyal medyadan takip etmek isteyenler için ise;

Instagram: @nuvolechocolate
Facebook: Nuvole Chocolate

 

En sevdiğimiz kategorilerimizden olan “İlham Veren Kadınlar” bu kez hem yerli üretime ve ülke ekonomisine yaptığı katkı ile hem de çevre dostu buluşu ile adından söz ettiren Ayşegül Abacı. Hatay’da yaşayan Ayşegül Hanım zekası, sabrı ve azmi ile İlham Veren Kadınlar’ dan olmayı fazlasıyla hak ediyor. Kendisine doğaya sağladığı katkı ve biz kadınlara yaşattığı gurur için teşekkür ediyoruz. Şimdi sıra sorularımıza verdiği samimi cevaplarda:

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

İsmim Ayşegül Abacı. Hatay’ın Yayladağı ilçesinde 1992 yılında doğdum çocukluğum ilkokul ve ortaokul hayatım bu küçük ilçede geçti. Ön Lisans eğitimim için önce Kocaeli Üniversitesi’ne gittim daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne geçerek ön lisans eğitimimi Selçuk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu bölümü ile tamamladım. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olarak lisans eğitimi mi tamamladım. Evliyim ve bir çocuk annesiyim.

Girişimcilik hikayeniz hakkında bilgi sahibi olmayan okurlarımız için kısa bir bilgilendirme yapabilir misiniz?

Çocukluğum defne ağaçları arasında geçti. Ailem ben çocukluğumdan bu yana defne yapraklarını kurutup satarak geçimini sağlıyordu, dal kısımları ise hep bir atık oluşturmaktaydı. Atık dallar ailem için artık bir yük oluşturmaya başlamıştı ücret istemeden çevremizdekilere kışın ısınmaları için bu atık defne dallarını vermemize rağmen başa çıkılmaz bir hal almıştı bu atıklar. O dönemde işletmemizde bir yangın çıktı alevlerin uzun süre söndürülememesi bu atık dalların yanıcı özelliğini keşfetmeme sebep oldu . Atıkları nasıl değerlendirebiliriz diye yaptığım araştırmalar beni Yenilenebilir Enerji olan Biyokütle Yakıtı ile tanıştırdı. Avrupa’da bu yakıtın çok değer gördüğünü ve atık malzemelerden yapıldığını kullanımı sırasında doğayı kirletmediğini öğrendim. Türkiye’de Karadeniz Bölgesi’nde fındık kabuğundan yapıldığını buldum ve “Akdeniz’de Hatay’ın potansiyel bitkisi  defne ağacı atıkları ile bu iş neden yapılmasın” dedim. Böylece hem  bizim tonlarca atık değerlendirilmiş olacaktı hem de ailem büyük bir yükten kurtulacaktı bu soruların cevaplarını aradım ve bu şekilde DEFNE PELET fikri ortaya çıkmış oldu.

2021 Yılı Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimciler yarışmasında birincilik ödülüne layık görüldünüz. Bu ödül ile beraber hedeflerinizde ve hayallerinizde büyüme anlamında değişiklikler oldu mu?

Defne Pelet daha çok yeniyken yani girişimci olmaya karar verdiğim dönemlerde sürekli girişimcileri araştırdım. Bir gün rastgele kitapçıda gezerken Ekonomist Dergisi aldım eve gelip okumaya başladığım zaman aldığım sayı tesadüfen yılın kadın girişimcilerinin açıklandığı sayıymış ben o derginin o bölümünü okurken çok heyecanlandım ve “bir gün bende bu dergide kazanan olarak yer almak istiyorum” dedim. Daha ilk başlardayken bu yarışmayı kazanmayı çok istemiştim bana 4 yıl sonra nasip oldu. Diyorum ki; Gerçekten yürekten istemek gerekiyor bazı şeyleri şimdi hem bu yarışmayı öğrendiğim dergiyi halen saklıyorum hem de benim resimlerim olan dergiyi aynı yerde tutuyorum benim için o kadar kıymetli bir ödül ki, yeri çok ayrı….

Ben sadece bir ürün satmak istemedim hiçbir zaman. Üretici olmak, ürettiğim ürünün insanlara faydasının dokunması istedim ve benim gibi yola çıkan kadın girişimcilere cesaret ve ilham olabilmek istedim. Bu girişime başlarken bir çok hayal ve hedef belirledim kendime. 

Şimdi 2021 yılı Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimci olarak öncelikle ulusalda marka değerimizi arttırmış olduk. Ürünlerime oluşan talep arttı ve insanlar büyük bir güvenle bizi tercih etmeye başladı. Hedeflerimden biri olan Türkiye’de bayilik sistemine geçiş konusunda birçok ilden bayilik talebi aldım. İş hacmimiz mutlaka artacak aldığım telefonlar bunu gösteriyor.

AMA artık DAHA BÜYÜK HAYALLERİM var: 

  • Türkiye’de çok güçlü bir bayilik sistemi kurmak,
  • Belirlediğim bir kaç noktada üretim tesisi açmak,
  • Ulusalda yakaladığımız bu marka değerini globale taşımak.

Ve en güzeli; o kadar çok mesaj alıyorum ki işletmesini kurmak isteyen ama yolun başında olan insanlardan. Fikrime danışmaları ve onlara yol göstericiliği yapmak çok mutlu ediyor beni…

Çevreci buluşunuz üzerine yalnızca Türkiye değil, Dünya’da da fark yaratmaktasınız. Defne Pelet’i kurarken, bu denli büyüyeceğinizi tahmin ediyor muydunuz, dünyaya açılmak gibi bir hedefiniz var mıydı?

İlk aşamada bu kadar büyüyeceğimi hayal etmemiştim, ürünümün Finlandiya’da kullanılacağını hatta 10 ülkeden temsilcilik isteyeceklerini de. Bunların hepsi benim için mucize gibi ve şükür sebebi.

İlk aşamada sadece ürünü üretebilmeye, müşteri ile yakından ilgilenmeye çabaladım. İlk hayal ettiğim şey kullananların memnun olmasıydı .Müşterilerine doğru bir şekilde yardımcı olup problemleri çözümlediğiniz zaman büyüme kaçınılmaz oluyor. Daha sonra farklı şehirlerden ürünüme olan ilgi arttı ve bulunduğum noktadan kilometrelerce uzağa ürünümü göndermek bende tutku oluşturmaya başladı o zaman hedef koydum Türkiye’de her noktada “Pelet” dendiği zaman akla gelen +6ilk isim olmak istiyorum dedim ve bunun üzerine çalışmalar yapmaya başladım. Şuan ki hedefim Türkiye’de kazanmış olduğumuz bu marka değerini yurt dışında da sağlayabilmek. Şuna inanıyorum ki eğer gerçekten inanırsanız kağıttan kuşlar bile uçabilir, bu ürünü üretebilmek bu kadar çok insana kullandırabilmek ve bu kadar uzaktaki insanlar ile iletişime geçip kullanmaları benim için gerçek bir mucizedir. Ben sadece çok inandım…

Pelet yakıtının tam olarak özellikleri ve maliyeti nedir? Sizce tüm Türkiye’de muadilleri yerine çevre dostu peletin kullanımı için nasıl bir yol izlenmeli?

Pelet yakıtı, her türlü ormansal atıkların hiçbir kimyasal bağlayıcı kullanmadan yüksek sıcaklık ve basınç sonucunda elde edilen bir katı yakıttır. Ayrıca pelet yakıtı ısıl derecesi yüksek, kül oranı ve karbon salınımı en az olan bir katı yakıt çeşididir.

Fosil yakıtlar gibi kullanım sırasında çevreye zarar vermez çünkü hiçbir kimyasal bağlayıcı kullanılmaz. Karbon salınımı en düşük yakıt çeşididir. Bu analiz sonuçları ile somutlaştırılmıştır.

Kömür kullanımı çok fazla bu ürün stokerli kazan (fındık kömürü kazanı) , pelet kazanları, ve pelet sobaları için kullanıma uygundur. Fabrikalar, termik santrallerin çoğu kömür kullanarak ısınma ihtiyacını gidermektedir. Oysa pelet yakıtı kullanılırsa hem ısıl derecesi yüksek bir ürün kullanacaklar hem de çevreye zarar vermeyecekler, bacalarına filtre takmalarına gerek kalmayacak.

 

Kamu kurum ve kuruluşlarında katı yakıt ihalelerine pelet yakıtı da dahil edilmelidir. Hatta toplu yerleşim birimlerinde kömür kullanımı yasaklanmalıdır.

Özellikle termik santraller ve fabrikalar ısıl enerjisini, yenilenebilir enerji ile karşılamalıdır.

Avrupa’da bu konuda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. 

Pelet yakıtının  Kyota Protokolü’nde karbon salınımı kabul edilebilir ölçülerde olarak belirtmiştir. Ve bir çok ülkede imzalanan yeşil mutabakat ile yenilenebilir enerji kullanımına dikkat çekmektedir.

Diğer yakıtlara oranla daha ekonomik bir yakıt çeşididir. Ton fiyatları ortalama 750- 1100 TL. arasında değişmektedir . Diğer yakıtlar ile performans olarak değerlendirdiğimizde çok daha uygun bir maliyet söz konusu olmaktadır. 1 KG PELET yakıtı 4 kg odunun vermiş olduğu ısıl derecesine sahiptir.

Kömür ortalama 3500 ila 7000 kcal ısı derecesine sahiptir ancak atık oranı % 30-45 arasında değişmektedir. 

Pelet yakıtının ortalama 4500-5200 kcal ısıl derecesine sahiptir ancak atık oranı %1 dir .

Daha basit bir ifade ile ;  insanlar kömüre verdikleri paranın çoğu ile enerji sağlayamıyor ama pelet yakıtı aldıkları zaman paraları boşa gitmiyor, hepsi ile verim almış oluyorlar.

Kaldı ki kcal değeri 5000 üzeri fosil bir yakıt yani kömür daha çok yurtdışından dolara bağlı olarak satışı yapılan ürün oluyor.

Tamamen ülke öz kaynaklarından oluşan ve atık malzemelere kullanılarak üretildiği için pelet, yenilenebilir bir enerjidir.

Yerli üretim olduğu için döviz kurlarından etkilenen bir fiyatlaması da yoktur.

Zehirli bir gaz çıkışı yoktur. İlk yanma ve söndürme anında duman çıkar oda zarar vermez.

Sıkıştırıldığı için diğer katı yakıtlara oranla daha az yer kaplar. 

Firmanızı kurarken kendi kendinizi nasıl motive ettiniz?

Öncelikli olarak ÜRETİCİ olmak zaten güzel bir motivasyon oldu benim için üretimini yapmış olduğum ürünü araştırdıkça faydasının hem doğaya hem insana olduğunu anladıkça bu işin üzerine gittim. Ürünlerimi kullanan insanlar ile aramda duygusal bir bağ oluştu hepsi ile yakından ilgilendim ve aldığım geri dönüşler de beni motive etti.

Ailem bana destek oldu yaşadığım olumsuzluklara hep “benim için tecrübe oldu” diyerek yaklaştım. Ve bana inanan ve güvenen ailemin güvenine layık olmak için hep başarmak istedim.

Babam hep şöyle derdi “Kaymakam olsan bu kadar mutlu olmazdım.” Ben de onlara layık olmaya çalıştım 🙂

 Tabii ki aldığım her ödül beni fazlası ile motive etti. İlk olarak KAGİDER PROJE 15 kazananı olarak aslında girişimciliği, girişimci ekosisteminin ne olduğunu bu yarışma ile anladım. Kagider kadınlara destek olan bana göre en güvenilir sivil toplum kuruluşu ve ürünümü ilk defa Kagider’ deki önemli iş insanlarına anlatıp kabul görmek yüksek bir motivasyondu. Her ödülde daha ileriye gitmeye ve aldığım ödüllerin bu alkışların altını doldurmaya ve gerçekten hak ederek ilerlemek, hak ettiğim için alkışlanmak istiyorum.

Hayatınızda size ilham kaynağı olan birisi var mı?

En büyük ilham kaynağım BABAM. Babasını küçük yaşta kaybedip, 8 kız kardeşinin bakımını üstlenen, çok zor şartlarda büyüyen, her türlü riski alıp kendisine Taşkıran Defne adında ihracat hacmi büyük bir firma kuran ve defne yapraklarını satarak bana DEFNE PELET’ i kurmak için maddi ve manevi anlamda destek olan babam tabii ki… Gerçek bir girişimcidir. Kendisi ile sohbet eden çoğu kişi için bir fabrika kurmak ister. Çoğu cümlesini yazarım çünkü benim için altın değerindedir. Ve beni böyle bir girişimci ruhla yetiştirdiği için de ayrıca çok mutluyum . Babamdan aldığım ticari tecrübeleri kendi isteğim, azmim ve eğitimim ile birleştirdiğim için DEFNE PELET başarılı oldu bence.

Bir kadın için ekonomik özgürlüğün önemi sizce nedir?

Ekonomik özgürlük kadın için de erkek için de söz hakkına sahip olmak demektir. Ekonomik özgürlük bir kadın için bir çok anlamda özgürlük demektir. Çok önemlidir ve önemsenmelidir. Hayat şartları maalesef ki çok zorlayıcı, çocuklar eklenince her anlamda fedailik yapan kadın oluyor. Sosyal alanda aktif olabilmek için maddiyat yetersiz kalıyor ve bu da psikolojik olarak kadınları çok olumsuz etkiliyor. Bu aslında en basit örnek. Toplum olarak ilerleyebilmemiz ancak kadınlar ekonomiye dahil olursa mümkün olabilir. 

Bir kadın kendi ayakları üzerinde durabilen, ihtiyaçlarını kimsenin vicdanına bırakmadan alabilen, çocukları için güçlü ve güzel bir rol model olmalıdır. Ayağa kalkmalıdır ki toplumda kalkınsın!

Hayallerinin peşinden koşma konusunda cesaretsiz olan tüm kadınlar için öneriniz nedir? Sizce nasıl daha cesur olabilirler?

Hayal sadece düşüncede kalmamalıdır kesinlikle harekete geçip üzerine gidilmelidir. Hayalde kalırsa sadece hayal olacak. Ancak harekete geçersek hayallerimizi gerçeğe döndürebiliriz.

Denemeden neyin nasıl olacağını bilemeyiz ve bence hayallerimiz denenmeye değer. Hem bir şans verelim ne kaybedeceğiz ki en fazla “denedim olmadı” deriz. Ama deneyip de başarılı olabilirsek her şey dönüşecek. Buna siz bile inanamayacaksınız.

İsteyin ama tüm hücreleriniz ile uykunuzu kaçıracak kadar istekli olun hayalleriniz için.

Israrcı olup, hayallerinize ulaşmak için ısrarla üzerine gidin.

Pes etmeyin, bir fikir ancak ve ancak sürekli ilgilendiğiniz zaman parlıyor.

Kendinize inanın ve kendinizi en yukarda hayal edin mutlaka sonuç veriyor.

Ve girişimci  başarmış kadınlar ile sohbet edin cesaret bulaşıcıdır…

Sevgiler…

İlham Veren Kadınlar yazı dizimizde her yaştan kadınların dünya üzerinde bıraktığı izleri anlatmayı çok seviyoruz. Bu defa sizlere 18 yaşında olan ve genç yaşına rağmen Türkiye’nin yanı sıra dünya üzerinde  pek çok oluşumun içinde var olan Selin Özünaldım’ı tanıtacağız. Toplumsal cinsiyet eşitliği aktivisti Selin’in ilham verici yaşamı ve yaklaşımlarını yakından tanıyalım. 

Merhabalar, okurlarımız için kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Ben Selin Özünaldım, İstanbul’da yaşayan 18 yaşında bir toplumsal cinsiyet eşitliği aktivistiyim. UNWomen’in küresel cinsiyet eşitliği hareketi HeForShe’nin Türkiye’deki en genç temsilcisiyim. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler tarafından National Gender Youth Activists grubu için globalde seçilen 300 gençten biriyim. STEM’de kadının güçlendirilmesi üzerine farklı robotik ekipleriyle çalışarak ve Girls Who Code hareketini Türkiye’ye getirdim. Genç kızları robotik takımlarda yer almaya teşvik eden #GirlsWhoFIRST hareketinin de kurucu ortağıyım. Bunların yanı sıra, bir video röportaj platformu olan We Ground Zero platformunun kurucusuyum ve dünyada fark yaratan başarılı insanları dinleyerek jenerasyonumuza ilham vermek ve güçlendirmek bizim hedefimiz. Kızların eğitimi ile ilgili United Nations Girls Education Initiative’in Transform Education kampanyasının Guiding Group’unda yer almamın yanı sıra, Birleşmiş Milletler Vakfı’nın Girl Up hareketinin de ülkemizdeki kurucusuyum.

Pek çok farklı oluşumun içinde adınız geçiyor. Şuanda hangi projelerde aktif yer alıyorsunuz?

National Gender Youth Activists grubunun bir parçası olarak, şuanda yılın en büyük ve en önemli etkinliği olan Nesiller Boyu Eşitlik Forumu (Generation Equality Forum) üzerine çalışıyoruz.

Nesiller Boyu Eşitlik Forumu, BM Kadın Birimleri tarafından düzenlenen ve Meksika ve Fransa hükümetlerinin ev sahipliğinde, sivil toplum merkezli, küresel cinsiyet eşitliği için bir toplantıdır. 29-31 Mart 2021’de Mexico City, Meksika’da başlayacak ve Haziran 2021’de Paris, Fransa’da doruğa ulaşan Forum, cinsiyet eşitliğine yönelik acil ve geri döndürülemez ilerleme sağlamak için bir dizi somut, sürdürülebilir ve dönüştürücü taahhütleri güvence altına alacak. Dönüm noktası niteliğindeki bu çaba, iddialı yatırımları ve politikaları tanımlamak ve duyurmak için hükümetleri, şirketleri ve değişimi bir araya getirecek.

Forum, 1995 yılında Pekin’de cinsiyet eşitliği konusunda stratejik, cesur adımlar atma taahhütlerine rağmen, ilerleme ve uygulamanın yavaş olduğu gerçeğine yanıt veriyor. Bugün hiçbir ülke cinsiyet eşitliğini sağladığını iddia edemez. Kadın haklarının, artan yoksulluk ve cinsiyete dayalı şiddet riskleri nedeniyle, COVID-19 krizinin bir sonucu olarak daha da gerileme riskiyle karşı karşıya olduğu Forum, tüm kadınların insan haklarına nihayet ulaşmak için bir toplanma noktasıdır.

Nesil Eşitliği Forumu, aynı zamanda, toplumsal cinsiyet eşitliği için güçlü ve kalıcı bir koalisyonu besleyecek ve dönüştürücü bir değişim elde etmek için hükümetleri, aktivistleri, şirketleri, feminist örgütleri, gençleri ve müttefikleri bir araya getirecek. (Birleşmiş Milletler, Generation Equality Forum website)

Küresel Cinsiyet Eşitliği Hareketi olarak bilinen HeForShe’nin Türkiye’deki en genç temsilcisisiniz. Bu oluşumun temel misyonu nedir?

HeForShe, Birleşmiş Milletler cinsiyet eşitliği küresel dayanışmasıdır. Dünya bir dönüm noktasında. Dünyanın her yerinde insanlar cinsiyet eşitliği fikri üzerine çalışmalar yapıyor ve destekliyor. HeForShe olarak, bunun sadece kadınları ilgilendiren bir sorun olmadığını, bir insan hakları sorunu olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. HeForShe, cinsiyet eşitliği için cesur, somut  ve birleşmiş bir kuvvet oluşturmak amacıyla, kadınlarla dayanışma içinde, birlikte harekete geçmek üzere tüm erkeklere ve her cinsten insana bir çağrıdır. HeForShe’ye destek veren erkekler sadece yan unsurlar değildirler. Şirket kurmak, çocuk yetiştirmek ve içinde bulundukları topluma borçlarını ödemek için kadınlarla ve birbirleriyle birlik içerisinde çalışıyorlar.

Ben de ülkemizdeki en genç HeForShe temsilcisi olarak, Türkiye’nin dört bir yanındaki liselere ziyaretler gerçekleştiriyorum, hem feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konulardaki soru işaretlerini gidermeyi amaçlıyor hem de HeForShe hareketini yaşıtlarıma tanıtıyorum. Hatta öğrencilerin kendi liselerinde de HeForShe takımları ve kulüpleri kurarak harekete destek olmalarını, değişimin bir parçası olmalarını hedefliyorum.

Pek çok yaşıtınız sizin ilgilendiğiniz çoğu konudan haberdar bile değilken, sizin bu denli bilinçli olmanız kadınlar adına oldukça çok ümit verici. Sizin bu girişimlerde ilham kaynağınız kimdir?

Tabii ki bu yolda yürürken pek çok ilham kaynağım, kendime rol model aldığım başarılı kadınlar oldu. Benim amacım Türk kız çocuklarının sesi olabilmek ancak onların da kendi seslerinin farkına varmaları, tutkularını keşfetmeleri ve bu yolda, hayalleri uğruna seslerini kullanmalarını sağlayabilecek bir ortam sağlamak. Herkesin gerçek anlamda, hayatın her alanında eşit olduğu bir dünya hayal ediyorum. Sadece bugünümüz için değil, yarınımız için de çalışıyorum, sadece kendim için değil, dünya üzerindeki her genç kız için çalışıyorum ve eğer uğruna çalıştığım amaçlara ulaşabilirsem bu herkese fayda sağlayacak bir şey. Bir Türk genci olarak, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan ilerlemek ve onun mirasını taşıdığıma emin olmak istiyorum.

Türkiye’de kadınların daha özgüvenli, daha cesur, daha bilinçli olması için sizce neler yapılmalı? Dünyadaki cinsiyet eşitsizliğini durdurmanın en temel yolu ne olabilir?

Önceki sorulara benzer sorulardan maalesef ki çokça tepki ve ,ne dersem diyeyim, negatif geri dönüşler aldığımdan cevaplamak için kendimi rahat hissetmiyorum. Ancak bu iki soru yerine konu hakkındaki ülkemizdeki ve dünyadaki çalışmalar üzerine görüşlerimi paylaşmaktan mutluluk duyarım:

Açıkça konuşmak gerekirse, şuanda yürütülen çalışmaları yeterli bulmuyorum. Çünkü kendi gözlemlerimi ele alarak konuşmam gerekirse, genel olarak şu şekilde bir algı var ‘Sadece tek bir alana odaklanarak çalışmalıyım’ örneğin iklim aktivistiyseniz eğer eğitimde fırsat eşitliği üzerine çalışamazmışsınız veya cinsiyet eşitliği aktivistiyseniz yeşil enerji üzerine bir fikriniz olmamalıymış gibi bir algı var. Bu düşünce yapıları da bizi çıkmaza sürüklüyor. Çünkü Birleşmiş Milletlerin de 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde anlatmaya çalıştığı üzere, biz global sorunlar üzerinde çalışıyoruz ve global çözümlere ihtiyacımız var. Ayakkabı bağcığı gibi düşünün. Bağcıklar birbirine karıştığında, tek bir elinizi kullanarak açmaya çalışırsanız veya tek bir düğüme odaklanırsanız ne kadar başarılı olursunuz ki? Hayır, bunların hepsi birbirleriyle bağlantılı. Bu nedenle herkes yorganın bir ucundan tutmalı ve konfor alanımızdan çıkmalıyız ki değişimi yaratabilelim.

En etkilendiğiniz kitap ve film hangisi oldu bu zamana kadar?

Beni en çok etkileyen kitap kesinlikle Paulo Coelho’nun ‘Simyacı’ adlı kitabı. Dünyaya, insanlara ve hayata karşı bakış açımı tamamıyla değiştiren bir kitaptı. Film olarak da, Olağan Şüpheliler filmi beni her seferinde etkilemeyi başarıyor. Hikaye akışından tutun oyunculuklara, senaryodan tutun müziklere gerçek bir başyapıt.

İleride kendiniz için nasıl bir yol çizmeyi planlıyorsunuz?

Eğitim benim hayatımda çok önemli bir yer tutuyor. Aktivizm de benim hayatımın kaçınılmaz bir kısmını oluşturuyor, adeta bir parçam ve hayatımın her alanında olduğu gibi üniversite eğitimim için de aktivist kimliğimi destekleyecek türde bir yol çizeceğim. Üniversite yıllarımda aktivizm çalışmalarımı devam ettirirken, ülkeme ve ülkemdeki kız çocuklarına fayda sağlayabileceğim bir kariyer hedefliyorum. Bir gün Birleşmiş Milletler ile çalışmak en büyük hayallerimden biri.

Okurlarımız için bir mesaj vermenizi istesek, nasıl bir mesaj olurdu?

Kendi mottom olan, kendime her sabah hatırlattığım ve çok yararını gördüğüm bir sözü paylaşmak isterim:

‘Dünyada görmek istediğiniz değişimin kendisi olun.’ -Gandhi

Çünkü, En büyük sorunlarımızdan birisi, herkes günlük yaşantısında, belirli bir konuda, bir eksiklik tespit ediyor. Bu konuda düşüncelerini beyan ediyor ve eleştirilerini yapıyorlar ancak sonrasında kimse aksiyon almıyor. Ancak o yanlış bulduğunuz şeyi, o sorunu değiştirmek adına bir adım atmazsanız, kimsenin de adım atmasını beklememelisiniz. Gandhi’nin de dediği gibi, kısacası: 

“Görmek istediğiniz değişimin kendisi olmalısınız”

“İlham Veren Kadınlar”da bu kez yaşadığı hastalığı yenip hayata yeniden başlayabilen ve yaşamını tereddüt etmeden yeni baştan kurabilen, ışığı ve bilgisini başkalarıyla paylaşmayı kendisine rol edinmiş olan güçlü bir kadın, sevgili Ece var. Sorularımız ve içten cevaplarıyla Ece sizlerle…

1. Ece Kantürk’ü kısaca tanıyalım.

İzmir’de ailesiyle birlikte yaşadığı güvenli alandan ayrılıp İstanbul’a gelmiş, buradaki yaşamı tanımak için emek vermiş ve sonunda İstanbul’un fırsatlarını severek burada kalıp hayatı keşfetmeye devam eden bir insan Ece Kantürk. Burada iş hayatını öğrenip işe alım danışmanlığı yaparken birçok farklı insanla ve kurum kültürüyle tanışma fırsatı ve İstanbul’un besleyici doğasında farklı eğitim ve deneyimlerle ruhunu besleme imkanı bulmuş birisi.
Şu anda kendine iyi gelen şeyleri başkalarına da faydalı olmak adına, keyifli geçecek eğitimler tasarlıyor ve bunları severek paylaşıyor.

 

2. Hepimizin hayatında dönüm noktaları var. Senin için bu dönüm noktaları neler?

Ortaokulda eskrime başlamak bireyselliğe ilk adım attığım nokta oldu. Ortaokul ve lise hayatım boyunca eskrim sayesinde özgürlüğü, cesareti ve başarıyı deneyimledim. Eskrimin kendimi ifade edebildiğim bir alan olması, dönüşümüme büyük katkı sağlamıştır. Üniversitede reikiye ve meditasyonlara başlamam, ney ile tanışmam, kendimle ilgili farkındalıklar yaşadığım, “Ece kim?” diye sorduğum ve cevaplarıma göre yaşamımla ilgili kararlar aldığım, daha da önemlisi kararlarımın sorumluluğunu almayı öğrendiğim bir süreç. Ve en büyük dönüm noktası yaklaşık 3 sene süren hastalık ve iyileşme sürecim. En son olarak İstanbul’a gelme kararım.

3. Üniversite yıllarındaki hastalık sürecinden bize bahseder misin? Bu süreci aşmanda en büyük destek düşüncelerin ve hayallerin nelerdi?

Orta kulağımda bir rahatsızlık vardı, klasik prosedürler uygulandı tedaviler denendi ama sonuç alınamadı. Sonunda bir doktorun farklı düşünerek harekete geçmesiyle kulağımda tüberküloz olduğu fark edildi. Dr. House dizisinde görülen vakalar gibi 😊 Nadir rastlanan bir hastalıktı, onun tedavi ve ameliyat süreci yaklaşık 3 sene süren ve sağlığıma kavuşmamla tamamlanan bir dönem geçirdim.
O dönemi aşmamda en önemli destek Polyvagal Teoride de bahsedilen sosyal destek. Öncelikle ailemin yanımda olması, sonra aramızda kuvvetli bağlar olan arkadaşlarımın beni yalnız bırakmaması o günlerde benim için süreci kolaylaştırdı. Hastalıkların zihinsel nedenleri, beynin nasıl çalıştığı, nörokimyasalların nasıl işlediği ve iyileşme yöntemleriyle ilgili araştırmalar ve öğrendiklerimi uygulamam büyük destek oldu. (her zaman ekliyorum doktorların uyguladığı tedavinin yanında zihinsel pratikler yaptım) En büyük hayalim de sağlığıma kavuşup özgürce hayatı keşfetmeye devam etmekti.

4. Hastalıkları yenme konusunda çevrenin etkisi sence nasıl? Neler yapılabilir?

Yakın ve güvende hissettiğimiz ilişkilerle çevrili olduğumuz zamanlar bize “Güvendesin bir tehdit varsa da başa çıkabilirsin” yani HER ŞEY YOLUNDA mesajını veriyor. Bu mesaj olduğu zaman kişinin de içinde bulunduğu durumla yüzleşmesi ve bununla başa çıkması daha kolay olabiliyor. Aslında etraftaki sağlıklı herkes sadece sakin bir şekilde mevcudiyetlerini paylaşsa bile yeterli. Böyle bir durumda sana acıyarak bakan gözler ya da normalden fazla neşelendirmeye çalışanlarla dolu yapmacık bir çevre, ihtiyacın olan sosyal desteği sana sağlayamıyor.
Bu gibi dönemler sadece hasta olan için değil etrafındakiler için de zorlu süreçler olabiliyor. Benim önerim uçak düşerken ebeveynlere maskeyi önce kendinize takın derler ya onun gibi “herkes önce kendine baksın” siz iyi değilseniz etrafınızda sizin yardımınıza ihtiyacı olan kişilere de yardımcı olamazsınız. Etrafınızda hasta veya sıkıntılı bir durum yaşayan birisi varsa ve ona yardım etmek istiyorsanız önce kendiniz için yaşam kaynakları yaratarak deponuzu doldurun sonra çok daha kolay destek olabilirsiniz.

5. Hastalık sebebiyle ney çalmayı bırakmışsın, yerine ne koydun ney çalmanın? Nasıl bir geri dönüşümü oldu sana?

Açıkçası o dönemde maalesef yerine tam bir şey koyamadım ☹. Sadece benim için çok daha fazla kitap okuyabildiğim, yazılar yazabildiğim, meditasyon yapabildiğim bir dönem oldu. O günlerde yaptığım bu birikimler daha sonra iş hayatımda çok işime yaradı.

6. İş hayatı ve sosyal hayatta çok yönlü olduğunu biz biliyoruz. Mesleki anlamda ve diğer zamanlarında neler yapıyorsun?

Aslında bu soruya Pandemi’den önce ve Pandemi’den sonra olarak iki şekilde yanıt verebilirim. Pandemi’den önce sevdiklerimle zaman geçirerek, işim gereği bol bol seyahat ederek, kadın çemberleri organize ederek, yeni insanlarla tanışarak, yürüyüş yaparak, İstanbul’un her türlü kültürel etkinliğinden faydalanmaya çalışarak ve olmazsa olmaz eğitimlerimle ilgili gelişmeleri keşfederek zamanımı geçiriyordum.
Pandemi’den sonra özellikle yüzyüze eğitimlerimin durmasıyla benim için alışılmadık bir süreç başladı. Eski işimde de çok seyahat ediyordum yaklaşık 10 yıldır yollardayım ve ilk defa bu kadar uzun süre evdeyim. Neyse ki online eğitimler devam ediyor 😊 bilgileri online olarak paylaşmaya devam ediyorum. Tedbirli bir şekilde evde kalarak, eğitimlerimde paylaşmak için gelişmeleri daha yakından takip etme imkanı buldum. Hayatıma yoga eklendi. Yavaşladım ve aslında yeni dünya düzeniyle ilgili düşünmek ve harekete geçmek için fırsat buldum.

7. Kadın Çemberi oldukça ilgi çekici duruyor. Bize detaylı bilgi verir misin?

Çemberlerle Kadın Çemberi Kolaylaştırıcılık eğitimi ile Filiz Telek sayesinde tanıştım. Hiç tanımadığın insanlarla bir çemberde oturarak derin dinleme pratiğiyle kalbini açmak, açılan kalpleri kucaklamak ve bu bağlantıyı bütün hücrelerinle hissetmek benim için çok etkileyici bir deneyimdi. 2 senedir bende kendi açtığım alanlarda çember kolaylaştırıcılığı yapıyorum. Çember Adabı Kadim bilgelikten geliyor eski topluluklarda kullanılan bu pratik günümüzde kendimizle ve başkalarıyla bağlantıda olduğumuzu hissetmemize yardımcı oluyor. Unuttuğumuz sosyal güveni hatırlıyoruz. Birbirimizi yargısız dinleyerek, tüm mevcudiyetimizle tanık olarak ve kalpten iletişimi sağlayarak kendimizin ve bizi çevreleyen insanların isteklerini ve ihtiyaçlarını hissedebiliyoruz.
Pandemi sürecinde daha da öne çıkan bir gerçeği deneyimliyoruz. Esas ihtiyacımız yeni bir telefon yeni bir iş veya bir giysi kumaş parçası değil esas ihtiyacımız Transaksiyonel Analiz’de bahsedilen “tanınma açlığı” başka insanlarla ve dış çevreyle ilişki kurmaktır. Biz varlığımızı sürdürmek için, başka insanlarla ve dış çevreyle fiziksel veya psikolojik olarak temas kurmaya ve varlığımızın kabul görmesine ihtiyaç duyuyoruz. İşte çemberler tam olarak bu ihtiyacımızı gidermek için fırsat bulduğumuz birbirimizi olduğumuz gibi gördüğümüz ve kabul ederek kucakladığımız alanlar.
Bozuk bir makine olduğumuzu bize söyleyerek sürekli değişmemizin talep edildiği güvensiz alanlardan uzaklaşıp olana izin vererek kalplerin buluştuğu güvenli ve şefkatli bir alan.

Çember’in merkezi olarak kullanılan bu alanın etrafında tüm katılımcılar oturur ve herkes kendisine ait anlamı olan bir objeyi çembere koyar ve böylece herkesin enerjisi çemberde toplanmış olur.

8. Hayatta sana en çok ilham veren şey nedir?

Her gün yeni bir ilham çıkıyor karşıma 😊 En çok değil de size en yakın zamanda bana ilham olan İtirazım Var filminde geçen cümleyi paylaşayım.
“Kainatta ne varsa şu anda oluyor, görmüyor musun? Sadece burada, sadece şimdi. Gözlerini kapa, kalbini aç, aklını da bırak gitsin…”

9. Şu an çocukluğunda olmak istediğin kişi misin yoksa çok daha farklı mı?

O zaman ne istediğimi hatırlamıyorum sanırım öyle büyük bir hedefim de yoktu hastalık sürecime kadar daha çok anı yaşayan bir çocukluk ve gençlik yılları geçirdim. Ama şunu söyleyebilirim şu an çocukluğumda olduğum kişiyim 😊 Aynı hayatı keşfetme heyecanı, aynı neşe devam ediyor.

10. Bundan sonraki hedeflerin nelerdir?

Korku, nefret ve endişelerden oluşan eski dünya düzeninin yerine sevgi ve güven dolu başka bir dünya düzeninin mümkün olduğunu ve bunu kolaylaştıracak bilgileri, yolları neşe ve sevgi ile başkalarıyla farkındalık arttırmak amacıyla paylaşmaya devam edeceğim.
Özellikle kurumsal hayatta artık geçersiz olan iletişim stratejileri & psikolojik oyunlar ilgimi çekiyor.
Kendi ihtiyaçlarıyla bağlantıda ve ihtiyaçları doğrultusunda harekete geçen 90’lı yılların sonlarında doğan yeni neslin iş hayatına katılmasıyla tüm dinamikler değişti. Bu konuda kişilere destek olacak yeni nesil kişisel gelişim çözümleriyle ilgileniyorum.
Ve olmazsa olmaz Kadın Çemberleri için alan açmaya devam etmeyi hedefliyorum…

Hayat hızla akıp giderken hayallerimizi gerçekleştirmek yerine kendimizi kuralların içine hapsederek çoğu zaman kendimizden bile uzaklaşırız. Bu süreçte hayatın hızla akıp gittiğinin yanı sıra ömrümüzün de aynı hızla geçtiğini hesaba katmaya bile vaktimiz olmaz bazen. Şöyle bir durup düşündüğünüzde elde etmeye girişme cesareti bile göstermediğimiz ne çok şey var hayatta! Sebebi belli; hayallerimizi öteliyor, bazen olmayacağına inanıyor ve bazen de sonraya bırakıyoruz. Peki ya hep sözü geçen, meşhur “sonra” yoksa?

İlham Veren Kadınlar’da bu kez yaşına ve hastalığına aldırmadan, hayallerinin peşinde hızlıca koşan, belki her kadının isteyip de ertelediği bir hayat yaşamayı prensip edinmiş 90 yaşındaki Norma’nın ilham veren o şahane hikayesi sizlerle :

Evet yanlış okumadınız Norma 90 yaşındaydı ve çok sevdiği, 67 yıllık eşi Leo’nun ölümünden sadece 2 gün sonra rahim kanseri olduğu haberini aldı. Çoğu insanı hayata küstürecek bu üzüntülü haber, Norma için bir dönüm noktası oldu ve o hayata küsmek yerine eşi ile beraber kurdukları hayallerinin peşinden koştu: Bir dünya turuna çıktı!

Doktorların tedavi olması gerektiğini belirten Norma belli ki hastanede kalan ömrünü geçirmek istemiyordu. Bunun için seyahat etmeyi yaşam felsefesi haline getirmiş olan oğlu Tim ve gelini Ramie ve köpekleri Ringo’ya katıldı. Tedavi olsa da hayatta kalacağının garantisi yoktu ve o bu şekilde en azından kalan ömrünü keyfince yaşamış oldu.

 

Dünya turunda yeni lezzetler denedi, eğlendi ve ölen eşi ile yapmak istedikleri hayalleri gerçekleştirmenin gönül rahatlığıyla tam 1 sene sonra hayata gözlerini yumdu. Geriye keyifle geçirdiği güzel anlar ve bizlere ilham veren hikayesi kaldı.

Sevgili Norma, sen ve senin gibi kadınların hepimize ışık saçması dileğimizle…

Kendisi ile ilgili tüm fotoğraf ve içeriklere @drivingmissnorma kullanıcı adlı facebook hesabından ve www.missnorma.com adlı web sitesinden erişebilirsiniz.

 

Yol ayrımları…Kavisler… İlham Veren Kadınlar yazı dizimizde hayatının virajlarını başarılı bir şekilde dönmüş, hayata köklü bir çınar gibi adapte olmuş, köklerinden destek almış ve azimle tutkusunun peşinden gitmiş Melis Yılmaz konuğumuz. Bir çok ilham veren kadın dediğimiz kişilerde, bizi motive eden türlü mağrifetlerin olmasının yanında yol ayrımlarını programlı ve içten gelen bir güç ile dönebilme yeteneği de var. Melis Yılmaz İpsiz Kukla Drama Atölyesi ve Göztepe Oda Tiyatrosu’nun kurucusu. Aynı zamanda hayata dair planlar yaparken kendini bambaşka bir yerde bulan ve iyi ki diyen; içimizden bir ilham kaynağı.

Birbirimize anlatacağımız çok şey var. Kadınlardan kadınlara akan nice motivasyon hikayeleri, ilhamlar ve işte o güçlükler ile nasıl başa çıkılacağının ipuçları var. Sevgili Melis Yılmaz, iyi ki kesişmiş yollarımız.

İşte röportajımız:

1)    Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Elbette. Ben Melis Yılmaz. Tiyatrocuyum. 2018 Ocak ayında İpsiz Kukla Drama Atölyesini, 2018 Ekim ayında ise bir sahne olan Göztepe Oda Tiyatrosunu kurdum. Yaratıcı drama lideri, oyuncu ve yönetmenim. Çeşitli özel tiyatrolardan sonra kendi girişimim olan burada faliyetlerimi sürdürmekteyim.

2)    Tiyatro ile ilk nasıl tanıştınız? Üniversitede farklı bölümlerde eğitim aldıktan sonra bambaşka bir alan olan tiyatroyu meslek olarak seçme süreciniz nasıl gelişti?

Evet benim iki tane lisans eğitimim var. İlki Beykent Üniversitesi Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık, diğeri İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü. Ben sanatla alakası sadece izleyici ve destekleyici olan bir tarafta olmuştum üniversite bitene kadar. Ailede sanatçı çok ve hepsi de çok yetenekliler ve ben o kadar yetenekli olmayan kimsenin sanatçı olmaması kanısındaydım. Dolayısıyla denememiştim bile. Ama gerçekten siz hayat hakkında planlar yaparken hayat sizin başınıza gelenler silsilemiymiş. Ben lojistik okumak üzere okula girdiğimde her şey çok netti kariyer planım nerede staj yapacağım, mezun olduktan sonra hangi alanlarda uzmanlaşacağım gibi.  Ama hayat benim planlarımı beğenmemiş olacak ki; daha 2.  sınıftayken orta okuldan beri belirtileri görülen ancak bir türlü teşhis konamayan hastalığıma teşhis kondu. Lenfoma. Başta ben konuyu ciddiye almayıp tedavileri aksatmadan planlarıma devam ettim. Mezun oldum. Tam da istediğim gibi bir işe girdim. Bu arada da İngilizce sunum yaparken heyecanımı kontrol edebilmek için bir özel tiyatronun temel oyunculuk eğitimine dahil oldum. Ama hala çok netim sahne falan yok. İşe girdikten 15 gün sonraki kontrollerde hastalığın nüksettiği tespit edildi ve ben apar topar işten ayrılmak zorunda kaldım. Farklı bir kemoterapi başlandı ve ben birden bire işsiz ve amaçsız kaldım. Elimde tek kurs vardı. Bende öğrendiğim ve öğrenebileceğim her şeyin dibine kadar gidip öğrenmek istedim. Tiyatro aşkı burada başladı. Sonrasında oyun çalışırken nasıl iyi hissettiğimi fark ettim. Ailem de beni bu yönde destekledi. Ve yine bir plan yapıldı. Sahne üstü mü sahne arkası mı? Ben sahne arkasını tercih ettim ve almak istediğim eğitimleri bu yönde aldım.

3)    Sanatçı kökenli bir aileden geliyorsunuz. Hayatınızdaki dönüm noktalarını almanızda bunun etkisi oldu mu?

Kesinlikle oldu. Babam ressam. Teyzem tiyatrocu. Ben yeteneksiz olduğuma emin olup mecbur kalmayana kadar denemediğim için onlar da çok farkında değildi. Ancak genetik yapı gereği bir şeyi dibine kadar sömürerek çalışma azmim süreyi kısaltarak hepimize aslında bir yeteneğim olduğunu gösterdi. Ailenin sanatçı üyeleri gerçekten hep destek oldular, her türlü konuda ancak asıl desteği sanatçı olmayan ama gerçekçiliği ile tam bir menajer gibi hareket eden annemden aldım. Olmayınca olmadı dendi yani.

4)    Göztepe Oda Tiyatrosu nasıl kuruldu? Nasıl bir konsepte sahip?

Göztepe Oda Tiyatrosundan önce İpsiz Kukla Drama Atölyesi kuruldu aslında. Ben sahne arkasından emin olduğum için bir yandan hayatın gerçekleri geçimimi de karşılamam gerek diye eğitmen olmaya karar verdim. İstanbul Drama Sanat Akademisinde “Yaratıcı Drama Liderliği Eğitimi” aldım ve bir atölye açmaya niyetlendim. Mekan arayışına girdim. Saatlik kiralayabileceğim yerler, aylık kiralayabileceklerim falan derken bir gün tükendim ve kara kara düşünüyorum. Babam “kızım benim atölyem senin işini görür mü?” dedi. Ben şahane olur dedim. Bu arada onun atölyesi Göztepe’de bu günkü sahnemizin yeri. Yerimiz eski bir binanın kapıcı dairesi idi sadece ancak babam babalığını yapıp apartmanın diğer alt kat boşluklarını da dahil edip mekanı tam kullanıma çıkardı. İlk etapta sahne fikri sadece fikirdi. Babam tiyatro dekorları da yapan bir ressam ve Barış Kıralioğlu da onun iyi arkadaşı. Bir gün Barış sahneye geldi ve buradan şahane oda tiyatrosu olur dedi. Ve hızlıca sahne kuruldu. Barış desteğine devam edip ilk senemizde genel sanat yönetmenliğimizi yaptı. Hikayemiz detaylı ve uzun yani 🙂 Konseptimiz ise performans sanatını kapsayan her şeyin içinde olduğu bir sahne olması yönünde. Mesela düzenli yaptığımız bir Oda Konserleri etkinliğimiz var. Film okumaları yaptık yazın Cem Başeskioğlu ile, Oda Operası yaptık. Tabi ki tiyatro hep başrolde.

5)    Bu süreçte ilham kaynaklarınız neler oldu? Ve zor zamanlarınızda hangi düşüncelerden ilham alıyorsunuz?

Benim en büyük ilham kaynağım ve her türlü zor sürecimde desteğim ailem. Biz tam bir aile tiyatrosuyuz. Çalıştığımız herkesle de daha ailevi bir ilişki kuruyoruz. Tabi bu her zaman olumlu olamıyor.  Yarıda kalan projeler, vaktinden önce biten işler gibi birçok olumsuz şey geliyor başımıza. Ben her zaman çareyi çalışmakta ve pes etmemekte buluyorum. En büyük ilhamım sanat. Sadece tiyatro değil her türlü sanatsal eylemden beslenmeye çalışıyorum ve hep diri kalmaya özen gösteriyorum. Tabi bu maalesef her zaman kolay ya da mümkün olamayabiliyor. O zamanda ben bol bol meditasyon yapıp mümkünse doğayla iç içe geçip çözüm üretmeye çalışıyorum. Çok baş edemediğim şeyler olduğunda da profesyonel destek alıyorum.

6)    Bugüne kadar sizi en çok hangi tiyatro oyunu etkiledi?

Bu benim için çok zor bir soru. Çünkü ben tiyatro yapmaya ilk etapta oyun eleştirisi yazarak başladım. Dolayısıyla çok oyun okur ve izlerim. Çok etkilendiğim oyunlar da çok,  hiç sevemediklerim de çok. Ben bu soruya şöyle cevap vermek istiyorum okuduğumda en çok etkilendiğim oyun ve sahnelendiğinde çok etkilendiğim oyun olarak; Duşan Kovacevic’in “İntiharın Genel Provası” oyunu okumaktan en keyif aldığım oyundur. İzlemekten çok keyif aldığım oyun ise hala oynanan John Buchan’ın “39 Basamak” oyunu.

7)    Genç yaşınıza rağmen tiyatro ve edebiyat dünyasında kendinize çok güzel bir yer edindiniz. Hayali bu olan diğer kişilere bu yolda neler tavsiye edersiniz?

Çok teşekkür ederim öncelikle. Benim en büyük tavsiyem her şeyden önce çok okumak, çok izlemek, çok gezmek ve çok görmek. Bu illa ki fiziksel olmak zorunda değil. Elimizin altında bir internet var ki her şeyi mümkün kılıyor. Bu hayale hazırlık kısmında çok destek veriyor. Özgüven sağlıyor kısacası. Ve dahasında ise sizi demotive eden, beceremediğinizi söyleyen bir sürü ses oluyor. Asıl iş burada başlıyor. Siz becerdiğinizden eminseniz, sizi yolunuzdan kimse alıkoymasın. Ancak kulakları sağır etmek de bence doğru değil. Kimin ne söylediği önemli. Yani; “bir lafa bakalım laf mı diye bir de söyleyene bakalım adam mı diye.” Benim düsturum bu açıkçası.

8)    Tiyatro ile ilgili gelecek planlarınız nelerdir?

Benim tiyatro hayalim yarattığım dünyanın yaşaması öncelikle. Daha sonra da iyi bir yönetmen olmak. Bundan 10 yıl sonra hatrı sayılır sektörde bilinen iyi bir yönetmen olmak derdim.

9)    Sizi takip etmek ve oyunlarınızı izlemek isteyen kişiler nerelerden takip edip size ulaşabilirler?

Tüm sosyal medyada varız. Instagram, facebook, twitter ve resmi internet sayfamız. Tüm etkinliklerimizi bu mecralardan düzenli olarak duyuruyoruz. Göztepe Oda Tiyatrosu yazarak tüm bu uygulamalarda bizi bulabilirler.

Melis Yılmaz’ın ayrıca Youtube’da kendi adı ile açtığı makyaj, sanat ve stil üzerine paylaşımlar yaptığı bir kanalı da bulunuyor.

Womanlogy ailesi olarak yolunun açık olmasını diliyor ve başarılarını paylaşmaktan gurur duyuyoruz.

İlham Veren Kadınlar serimizde bu defa çok heyecanlı bir örnek ile karşınızdayız. Dik duruşu ve kendine özgün çizgileri ile hiç bir meslektaşına benzemeyen, dünyanın ilk tesettürlü mankeni Somali kökenli Halima Aden’in hikayesini okuyunca, insan içindeki gücü keşfediyor adeta. Halima kendi dünyasında bir ilki başardı, peki biz neden kendi hayallerimizi gerçekleştiremeyelim?

Fotoğraf : Sports Illustrated

1997 yılında Kenya’daki mülteci kampında dünyaya gelen Somali asıllı Halima,  ABD’ye annesi ile beraber 7 yaşındayken göç etti. Mülteci kampından ABD’ye göç ettiklerinde yeni kültüre alışma konusunda annesinin payının büyük olduğunu dile getiren Halima, gücünü annesinden aldığını belirtiyor.  Eşi ölmüş bir annenin başka bir ülkeye çocukları ile göç etmek başta olmak üzere nelerin üstesinden gelebildiği ise kadınların isteyince başaramayacağı bir şey olmadığını bize bir kez daha kanıtlıyor.

Halima Aden bir ilke imza atarak kimin ne düşüneceğini umursamadan, 2016 yılında ABD’de düzenlenen güzellik yarışmasına kuralları yıkarak bikini yerine haşema ile katıldı. Bu yarışmaya katılırken aklındaki düşünce yarışmayı kazanmaktan öte diğer kadınlara cesaret verebilmekti. Tam da aradığımız şey!

Elbise : Sherrihill, NYFW

Eğitimin kadınlar için olmazsa olmaz olduğunu savunan Halima, “kızlar okumaz” düşüncesinin erkeklerin işlerine gelen bir uydurma olduğunu düşünüyor. Vogue dergisindeki yazısında karantina günlerinde çocukların aksayan eğitim hayatına dikkat çekerek, evde bildiği konularda videolar çekip çocuklar ile paylaşılması için UNICEF ile birlikte çalıştığını ve videolarını #UCanLearn hashtagi ile paylaştığını belirtti. Moda dünyasındaki diğer meslektaşlarını da bu akıma davet eden Halima Aden’in sosyal sorumluluk duygusunun bu denli gelişmiş olması gerçekten takdire şayan.

Essence, Vogue gibi dergilerin kapağında baş örtüsüyle yer alan ilk kadın olma özelliği ile Halima cesareti, azmi, kararlılığı ve kendinden ödün vermemesi ile de tüm dünyanın aklında çoktan yer etti.  O, genç yaşı ve tutkularına rağmen hayalleri ve hedefleri uğruna değişmedi, kendini farklı lanse etmedi ve başkalarına özenmedi. Kendi halinden ödün vermemesi ve hayattan istediğini koparması ile tam anlamıyla bir ilham perisi değil mi sizce de?

Teşekkürler Halima’ya. Bizlere verdiğin güç ve cesaret için!