Salgın hastalığın tüm dünyayı etkisi altına almasıyla hayatımız pek çok anlamda değişti. Günlük rutinlerimiz bozulurken, beslenme alışkanlıklarımızdan, uyku düzenimize, işe gidiş geliş düzenimizden sosyal hayatımıza kadar pek çok konu olumsuz olarak etkilendi. Bu yeni ve farklı süreç çocuklarımızı da büyük oranda etkiledi. Çocuklar hatta bebekler dahi bir şeylerin ters gittiğinin farkındalar. 

Çoğu çocuk yaşı itibari ile hastalığı ve getirdiği sonuçları somut algısı olmadığı için anlamlandıramıyor. Bir çoğu ölüm kavramı ile henüz tanışmadı. Yok olmak, risk, bulaşmak, havadaki görünmeyen mikroplar gibi hastalığa dair bir çok kavram onlar için anlaması çok zor soyut kelimeler. Bu hastalığın aşılması ve en azından yavaşlatılması için ise çocuklar dahil el birliği ile çalışmalı ve önlemleri uygulamalıyız. 

Anne neden hep evdeyiz? Okullar ne zaman açılacak? Arkadaşlarım neden bize gelmiyor?  Neden beni parka götürmüyorsunuz?

Bu sorular ve benzerlerini bir çok ebeveyn konuşmayı öğrenmiş çocuklarından gün içinde sıkça duyuyorlar.  Onlara, süreç yaşlarına uygun  bir şekilde anlatılmalı ve sadece bizim değil tüm insanların dikkat etmesi gereken bir dönemden geçtiğimiz hissettirilmeli. 

Hastalık hakkında anlayabileceğinden fazla bilgi yüklemesi yapılmamalı. Karmaşık gelen bu durum onların daha da korkmasına sebep olacaktır.  Anlayabileceği kelimelerle, yüzeysel ve yalnızca sordukları sorunun cevabını (fazlasını değil) verecek şekilde konuşmalıyız.

Bu süreçte anne ve babalar ne kadar soğukkanlı ve bilinçli olursa çocuklar da o kadar sakin kalabilecek. Güvende ve her şeyin yolunda olup olmadığını yalnızca bize bakarak anlayabilen bu çocuklar karşısında sakin ve emin durmalıyız. Bunu yapmakta zorlananlar evde keyifli vakit geçirmek ve rahatlamak için mutlaka kendilerine zaman  ayırmalılar.  

Çocuğa anlatılması gereken en önemli şey, bu sürecin geçici olduğu. Bir gün her şey normale dönecek. Bu hastalığın tedavisi, aşıları bulanacak. Parkların, okulların varsa gittiği oyun grubu, çocuk kafelerinin yeniden açılacağını fakat bir süre evde kalmamız gerektiği anlatılmalı. Bu sürede anneanne, dede, babaanne, teyze, dayı vb. varsa kuzenleri ve arkadaşları (tek tek isimleri sayılarak) onların da evde olduğu söylenmeli. Mümkünse internet üzerinden bu kişiler ile görüntülü görüştürülmeli ve bu kişiler de evde olduklarını söylemeli. Çocuklar öncelikle bu durumun yalnızca kendilerine özel bir kural olmadığını anlamalı. Aksi halde bir çok çocuk yaptıklarından dolayı bunu bir ceza olarak veya kendileri yüzünden böyle bir şey olduğunu düşünebiliyor. 

Evde olmanın sebebi ise; dünyadaki bir çok insanı aynı anda hasta eden yaramaz bir hastalık var, bu hastalık öksürünce, bazen çok yakın durunca hemen bulaşabiliyor. Biz de hasta olmamak için veya hasta olursak başkalarına bulaştırmamak için evdeyiz. Hepimiz aynı anda hasta olursak hastaneler dolar taşar, o zaman doktor amca ve teyzeler çok zorlanır. Onlar da rahat çalışsın herkesi tedavi edebilsin diye en iyisi evde duralım ve bol bol oyun oynayalım diyerek süreç anlatılabilir. 

Bu süreçte evin her yerinde bol bol oyun oynanmalı. Hepimiz kabul ederiz ki; bu sürecin bize getirdiği çok kayıp oldu fakat durumun bazı olumlu  etkileri de oldu. Evde olup dinlenebilmek, hobilere vakit ayırmak, çocuklarımızla daha çok vakit geçirebilmek, kendimizi dinleyebilmek gibi. Olumlu yönleri gün içinde mutlaka olabildiğince yaşamalıyız. Çocukların en sevdiği şey hiç şüphesiz oyun oynamak hem de ebeveynleri ile. Gün içinde onunla doya doya oynadığımızda dışarıdaki hayatın endişelerini çok düşünmeyeceklerdir. Onlar (sadece pandemi sürecinde değil her zaman) anne ve babam beni görsün, bana zaman ayırsın, benimle oynuyorlar demek ki beni seviyorlar şeklinde düşünüyorlar. Bunun hakkını vermek ve sürecin negatifliğini gidermek için kısa vakitlerde de olsa onları oyuna doyurmalıyız. 

Hastalık ve korunma yolları hakkında yaşlarına uygun bilgi de verilmeli. Ellerimizi yıkamalıyız çünkü biliyor musun sabun bizi koruyor. Sabunla ellerimizi güzelce yıkarsak bu hastalık ellerimizle bulaşamıyormuş, maske takarsak havadan bize hastalık gelemiyor haydi takıp kendimizi koruyalım, şeklinde çocukların anlayabileceği dilde ve oyunla birleştirilerek anlatılabilir. 

Bu süreçte hastalığı anlatan televizyon programları çocukların yanında izlenmemeli. Acı çeken kişileri görmek, ölüm oranlarını duymak, bazı uzmanların çizdiği olumsuz tabloları dinlemek onları dehşete düşürebilir ve düzeltilmesi zor travmalara sebep olabilir. Ailece kabul etmeliyiz ki bu süreç evde kaldığımız, birlikte daha çok vakit geçirdiğimiz, oyun oynama fırsatı bulduğumuz, tüm gün birbirimizi görebildiğimiz ve kendimizi korumamız gereken bir dönem. Biz bunu benimsediğimizde onlar da hissedecektir. Durumu anlatırken negatif bir şey söyledikten sonra pozitif bir şey söyleyerek telafi yoluna gitmeliyiz. Örneğin; bu günlerde dışarı çıkamıyoruz ama balkonda piknik yapabiliriz. Özlediği bir arkadaşına gidemiyoruz ama haydi gel onunla telefonda konuşalım bakalım neler yapıyormuş, şeklinde zorluk ve kolaylığın bir arada olduğunu açıklayabiliriz. 

Bebeklerin de olumsuz etkilenmemesi için her gün mutlaka açık havada vakit geçirmeleri sağlanmalı. Mevsime uygun giydirilerek balkon, kapı önü, site içi gibi imkanlar neye el veriyor ise temiz hava ve güneş ışığı ile az da olsa temas etmesi sağlanmalı. Onlar için en önemlisi anne babalarının mutlu olması ve evde seslerin yükselmemesi. 

Pandemi sürecinde kendi sağlığımızı da korumak adına güvendiğimiz kaynaklardan bilgi almaya gayret göstermeli ve bilgi kirliliğinde boğulmamaya çalışmalıyız. Çok zorlanan aileler internet üzerinden de hizmet veren çocuk psikologları, uzmanlar, terapistlerden destek alabilirler. 

Yazar

"Ayrıcalığın : Kadın Olmak"

Bir Yorum Yaz