Yazar

womanlogy

Yazılar

Ek gıda konusu bazı anneler için kabus olurken, bazı anneler için ise sorunsuz devam eden bir süreç. Her bebeğin ilgi alanının farklı olduğunu elbette biliyoruz ancak nasıl oluyor da bazı bebekler yemek saatlerinde ağlamaya başlarken, bazıları yemek yemeyi keyifle karşılıyor? Bunun sebebi elbette tesadüf değil, bakım verenin yemek konusundaki tavırları bebeklerin yemeklere karşı bakış açısını değiştiriyor.

 

BLW olarak  bilinen Bebek Liderliğinde Beslenme, yani çocuğunuzun kendi kendine beslenmesi çocuğunuzun yemeklere bakış açısını değiştiriyor ve çocuk gelişim uzmanları tarafından öneriliyor. BLW hem çocuğun kendi kendine yemek yemesini, hem de ne kadar yiyeceğine kendisinin karar vermesini içeriyor.

 

Peki bebeğinizin yemeğini kendiniz rahat ve hızlıca yedirip sofradan kalkmak varken, nedir bu BLW ‘yi cazip kılan? Neden öneriliyor, ne gibi artıları var derseniz haydi birlikte inceleyelim:

  • Öz Bakım Becerileri: Bebeğinizin kendi kendine yemek yeme, el yıkama, diş fırçalama gibi öz bakımını yapabilmesi için BLW bir başlangıç diyebiliriz. İlk zamanlar her tarafı kirleten bebeğinizin, bir süre sonra kendi kendisini besleyebilmesi sizin de rahat rahat yemeğinizi yiyebilmenize zemin oluşturacak ve buna değdiğini göreceksiniz.
  • Özgüven Gelişimi: Kendi işini kendi görebilmek bebeğinizin özgüvenini arttıracak, kendisini daha becerikli ve daha mutlu hissedecek. Bu konuda onu cesaretlendirmeniz başka konularda cesaretli olmasına da yardımcı olacak ve zamanla her işini kendi yapabilecek hale gelecek.
  • El becerisi ve konsantrasyon: Kaşığı/çatalı tutmaya çalışmak parmak kaslarını geliştirirken aynı zamanda yemeği kaşığa/çatala alıp, ağzına götürmeye çalışmak da bir nevi konsantrasyonunu arttıracaktır. Dikkatli izlediğinizde ne kadar odaklandığını siz de fark edeceksiniz. Bebeğiniz konsantre olmuş bir şekilde yemek yemekle meşgul.
  • Keşif Duygusu: Yemeklerin dokusunu,tadını ve kokusunu kendisi keşfeder. Bu sayede beslenme konusuna ilgisi artar ve hissettiği keşfetme duygusu ile yemek saatlerini daha çok sevmeye başlar. Yemekten keyif alır ve yeni tatlar açısından da yeniliklere daha açık olur.
  • Pozitif Bağ: Yemek konusunda kendini özgür ve serbest hisseden çocuk, doğal olarak yemek yeme saatleriyle pozitif bir bağ kurar. Yemek saati ona keşif,  özgürlük ve serbestlik hissini çağrıştırır. Yaşasın özgürlük 🙂

Araştırmalar BLW ile büyüyen çocukların, yetişkinliklerinde yeme bozuklukları olmayan bireylere dönüştüğünü açıklıyor. Çünkü yemek yemek bebeklikten itibaren bir keyif duygusunu çağrıştırıyor ve bu his ömür boyu devam ediyor.

Sonucunda her ne kadar etraf yemek kırıntıları ile, bebeğinizin de üstü başı yemek lekeleri ile dolu olsa da emin olun ki çocuğunuzun gelişimi için harika bir yöntemi destekliyorsunuz. Bunca avantajı öğrenmişken, ne dersiniz, sizce de yemek saatlerinde evi bir süreliğine kirletmeye değmez mi? 🙂

Bir kahraman, bir centilmen, bir dahi, bir düşünür, bir devrimci… Bitmek bilmeyen, sayısız mükemmel sıfatlara layık olan Mustafa Kemal Atatürk’ün bugün ölüm yıl dönümü. Tüm yurtta anılmakla kalmayıp, farklı ülkelerde dahi saygıyla anılan bu önemli lider kalbimizde ilelebet yaşamaya devam edecek. Bizler Ata’nın güvendiği gençlik olarak onu daha iyi anlayıp, yorumlamakla işe başlamalıyız.

Günlerden 10 Kasım olunca, günün anlam ve önemine binaen de, Ata’yı hatırlamakla kalmayıp, aynı zamanda onu anlamaya yardımcı olmaya yarayacak, 5 önemli eseri de sizlerle paylaşmayı düşündük. Elbette Atatürk’ü anlatan çok sayıda eser var ancak bazıları var ki daha ön safhalarda yerini almış durumda. İşte bizim Atatürk’ü Anlamaya Yarayan 5 Önemli Eser listemiz:

  1. Nutuk : Listenin en başında elbette Atatürk’ün kendisinin kaleme almış olduğu Nutuk var. 1919- 1927 tarihleri arasını konu alan, Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini anlattığı bu eser, şüphesiz her Türk’ün okuması gereken bir kitap. İçerisinde Atatürk’ün yaşanılan olayları belgeleri ile beraber sunmuş olduğu bilgileri barındıran bu kitap yaklaşık 900 sayfadır. Kitabın son kısmında ise Gençliğe Hitabe bulunur.  Dil olarak Osmanlıca ve sert bir üsluba sahip olan bu değerli eseri şuan Türkçe’ye çevrilmiş hali ile bulabilirsiniz.
  2. Çankaya : Atatürk’ü bizzat tanıyan Falih Rıfkı Atay tarafından kaleme alınmış olan Çankaya anı türünde 1961 yılında okuyucu ile ilk kez buluştu. Kitabın en önemli özelliği birebir Atatürk’ü tanıyan biri tarafından kaleme alınması ve kaçırılan fırsatlardan dahice düşünülen detaylara varana kadar dürüstlük ilkesi içerisinde okuyucuya sunulmuş olmasıdır.  Kurtuluş Savaşı’nın görünmeyen yüzleri, Mustafa Kemal’in en yakınları tarafınca da zora sokulduğu durumlar gibi pek çok gerçeğe ışık tutan bu kitap Atatürk’ü daha iyi anlamak  isteyenler için bire bir.
  3. Tek Adam : Şevket Süreyya Aydemir tarafından okuyucuya sunulan bu seri 3 kitaptan oluşur. Çöken Osmanlı İmparatorluğu ve Sevr Anlaşması ile batmaya yüz tutmuş bir hükümdarlıktan yepyeni bir milletin doğuşunu anlatan bu seri adeta bir küllerinden doğma hikayesi gibi.   Kitapta Kemalist Devrimin kaynakçaları, zorlukları, başarıları, eksikleri, neden bazı şeylerin tamamlanamadığı gibi noktalara değinilirken yazarın tarafsızlığı ise ön planda görülüyor.
  4. Gazi Mustafa Kemal Atatürk : Tarih Profesörü  İlber Ortaylı’nın kitabı yazmak için 70 yaşına kadar beklediği ve bu kitabı yazmasının bir vazifesi olduğunu belirttiği bu kitap, liderin yaşamının tüm yönlerini ele alıyor. Mustafa Kemal’in aile kuşağından başlayan kitap,  Atatürk’ün askeri eğitimi, askeri tecrübeleri, Birinci dünya Savaşı, Vahdettin,  Sevr, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet… ve akabinde Atatürk’ün kişisel özellikleri, dünyada bıraktığı izler, modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün tüm yönleri ile okuyucuya aktarılıyor. Kitap bir nevi, rehber niteliğinde.
  5. Gazi Mustafa Kemal : ABD Büyükelçisi ve Yazar Charles Sherrill, Ankara’da bulunduğu süre zarfında Mustafa Kemal ile bizzat görüşmeler yaparak bu kitabı kaleme almıştır. Sherrill’in Mustafa Kemal’e hayranlığı Mustafa Kemal’in Türk halkının bağımsızlık mücadelesini ve çağdaş devrimleri yönetmesinden ortaya çıkmıştır. Kitap bir liderin mücadeleci ruhu, kararlılığı ve azmi ile yepyeni bir devlet kurma hikayesini anlatıyor.

Kasım ayının gelmesiyle hava sıcaklıkları yavaş yavaş düşmeye başladı. Meteoroloji uzmanları bu kışın sert geçeceğini peşin peşin belirtiyor. Kalın kıyafetler giymek  bir çözüm gibi gözükse de kışı daha az üşüyerek atlatmanın bir yolu var: Beslenme tercihleri.

Seçtiğimiz besinlerin vücudumuzun ısısını arttırdığını veya azalttığını biliyoruz.  Demir ve protein içeriği yüksek besinler vücut ısısını arttırmaya ve dolayısıyla bağışıklık sistemini de güçlendirmeye yardımcı oluyor. Peki kış mevsiminde vücudunuzu daha  sıcak tutacak besinler hangileri, sizler için listeledik:

  • Tarçın : En ön sırada yerini alan tarçın hem vücut ısısını arttırıyor hem de vücudun tatlı ihtiyacını büyük oranda gideriyor. Yalnızca tatlılarda değil,  tarçını bazı yemeklerde, bitki çaylarında ve hatta köftede dahi kullanabilirsiniz. Yoğun ve tatlı bir tadı olduğundan miktatını iyi ayarlamaya dikkat 🙂
  • Acı biber: Kapsaisin adlı bir maddeyi içerisinde barındıran acı biber, vücutta ısınma hissi uyandırır ve bu his vücudun içeriden ısınmasına yardımcı olur. Aynı zamanda bu madde bazı ağrı kesici kremlerde de bulunmaktadır. Kan dolaşımının hızlanmasında etkilidir, düzenli tüketimi önerilmektedir.

  • Zerdeçal Hindistan’da yıllardan beri ilaç niyetine kullanılan zerdeçalı kırmızı ete de ekleyerek de tüketebilirsiniz, sıcak süt ile de, yoğurtla da. İyi haber şu ki; zerdeçal çok düşük kalori içeriğine sahip olduğundan diyetinizi etkilemeyecek 🙂
  • Zencefil: Doğal ağrı kesici, sindirim ve mide dostu, enfeksiyon düşmanı zencefil aynı zamanda vücut ısısını arttırarak sıcak kalmayı da sağlıyor. Zencefili sıcak suyun içerisine veya çaya ekleyerek tüketebilirsiniz. Veya yaş zencefil tüketecekseniz rendeleyerek bal ve limon suyu ile karıştırıp su içerisine katabilirsiniz. Keskin bir tadı olduğundan, dozajını düşük tutmak isabet olacaktır.
  • Keçiboynuzu Pekmezi: Harnup Pekmezi olarak da bilinen keçiboynuzu pekmezi, demir ve kalsiyum deposudur. Isıtılarak hazırlanan pekmezlerden kaçınmalı ve soğuk sıkım yöntemi ile ve ısı kullanılmadan  elde edilmiş olan pekmezler tercih edilmelidir.
  • Kuruyemişler: Çiğ tüketilmesi tavsiye edilen kuruyemişlerden  kaju, badem ve kabak çekirdeği vücut ısısını arttırma konusunda önerilenler arasındadır. Kuru üzüm, kuru erik gibi kuru meyveler de vücutta demir arttırımına yardımcı olacağından düzenli tüketimi kışın daha da önem taşıyor.
  • Kestane: Her ne kadar bir kuruyemiş olsa da kestaneye ayrı bir satırda yer vermeyi uygun gördük:) Hem leziz hem de vücut ısısını arttırdığı belirtilen kestanenin kalori kısmını düşününce kontrollü tüketmekte fayda var.
  • Bal: Faydası saymakla bitmeyen bal, soğuk havalarda da kurtarıcımız. İster tek başına, ister zerdeçalla karıştırarak tüketebilirsiniz. Antioksidan bombası olan bal, bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi öksürüğe de iyi geliyor.

Evde beslenen evcil hayvanların kayıt altına alınması ve kimliklendirilmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yönetmeliği yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Kedi, köpek ve gelinciklere çip taktırılmasını konu alan yönetmelik sonrasında “çip taktırmak zorunlu mu? taktırmayanlar ceza alacak mı?” kedi ve köpeklere ne zamana kadar çip taktırılmalı?  gibi sorular hayvan sahiplerinin aklını meşgul ederken bu konuya dair en çok merak edilen 10 soruyu ve cevaplarını sizler için derledik.

1- Kedi ve köpeklere çip taktırmak zorunlu mu?  Taktırılmazsa cezası var mı?

Kedi, köpek ve hatta gelinciklere çip taktırılması zorunlu evet. Yasal olarak tanınan süreyi geçiren hayvan sahipleri idari para cezasına çarptırılacak.

2- Ne zamana kadar çip taktırılmalı? 

Yönetmelikte belirtilen tarihe göre en geç 31 Aralık 2022 tarihine kadar mikroçip uygulaması yaptırılmalı.

3- Çip taktırma uygulaması ücretli mi? 

Evet, bu ücreti evcil hayvan sahiplerinin karşılaması gerekiyor.

4- PETVET Sisteminin ve evcil hayvanlara çip taktırılmasının amacı nedir?

PETVET sitemi ile kedi, köpek ve gelinciklere mikroçip taktırılmasının amacı evde beslenen bu hayvanların kayıt altına alınması ve olası olumsuz durumların önüne geçmektir. Böylece hayvanların da TC kimlik numarasına benzer 15 haneli bir kimlik numarası olacak, bu numara ile yapılan aşılar, geçirdiği hastalıklar ve operasyonlar, adresi gibi bilgilere Türkiye’nin her yerindeki veterinerler ulaşabilecek ve kaybolması durumunda sahibinin kayıtlı bilgilerine ulaşılarak ailesine bilgi verilmesidir. Sahiplenilen ve ardından sokağa terkedilen hayvanların sahiplerinin bilgisine ulaşmak ve bu konunun önüne geçmek de diğer amaçlardan.

5- Çip uygulaması ile evcil hayvanların hangi bilgileri kayıt altına alınacak? 

Çip ile kedi, köpek ve gelinciklerin doğum tarihi, aşıları, yaşadığı adres bilgileri, sahibinin bilgileri, acil durumlarda aranacak kişinin bilgileri, geçirdiği operasyonlar, hastalıklar ve kayıp durumu bilgileri kaydedilecek.

6- Çip sayesinde evcil hayvanlar GPS ile takip edilebilecek mi? 

Hayır, çip uygulamasının uydu ile bir bağlantısı olmayacak ve hayvanlar GPS sistemi ile takip edilemeyecek.

7- Evcil hayvan ile seyahat edilebilir mi? Mikroçip bunu kolaylaştıracak mı? 

Evet, Türkiye sınırları içerisinde olsa dahi kaydı olmayan bir evcil hayvan ile şehirler arası yolculuk yapmak yasak olurken mikroçip taktırılan hayvanlar ile ülke içerisinde hava, deniz ve kara yolu aracılığı ile her türlü ulaşım sağlanabilecek. İlgili konsolosluklardan istenen testler ve evrakların tamamlanması durumu ile de bu hayvanlarla yurt dışına da seyahat edilebilecek.

8- Mikroçip acı verici bir uygulama mı? Nereye takılıyor?

Pirinç tanesi kadar olan bu çip kedi ve köpeklerin kürek kemikleri arasındaki deri altına  takılıyor. Yetkililer işlemin acı verici olmadığını belirtiyor.

9- Kedi ve köpeklere nerelerde mikroçip taktırılabilir? 

Mikroçip, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde çalışan veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, serbest veteriner hekimler tarafından da takılıyor. Belediyelerin de ilgili birimleri bu konuda hizmet veriyor.

10- Mikroçip uygulamasının evcil hayvanlara zararı var mı? 

Pirinç tanesi büyüklüğünde cam kapsül şeklinde olan bu çip, biyo uyumludur ve yetkililerce hayvanlara zarar vermeyeceği, herhangi bir alerjiye reaksiyon vermediği açıklanmıştır.

 

Doğum haritalarımızda kişiliğimiz, yatkın olduğumuz alanlar, şanslı olduğumuz ve dikkat etmemiz gereken konular ve bizi nelerin beklediğinin yer aldığına dair genel bir inanış mevcut. Kimileri inanırken kimileri hiç inanmıyor bu göstergelere ama şu bir gerçek ki; neredeyse çoğu kişinin merakını çekiyor astroloji. Öyleyse gelin astrolojide yer alan kariyer hayatımıza dair göstergelere bakalım.

10 Ev: Kariyer Evi

Doğum haritanızda 10.evinize denk gelen açılar, burada bulunan gezegenler ve burçlar kariyer hayatınız hakkında ipuçları veriyor.  10.ev işkolikliği, disiplini ve çalışkanlığı ile ünlü Oğlak burcu ile ilişkilidir.  Kolaylıkla çıkarabileceğiniz doğum haritanızda 10.eve denk gelen gezegenler kariyer hayatımız, mesleğimiz, toplumdaki statümüz hakkında oldukça bilgiler veriyor.  10.evinizde Satürn olması iş hayatınızda sabretmeniz ve çok çalışmanız gereken çok konularla karşılaşabileceğini gösterirken, Jüpiter olması ve olumlu açılar ile desteklenmeniz tüm süreç boyunca şanslı olacağınızı gösterir. Burada bulunan Mars; saldırgan, egolu ve atak bir çalışan profili sergileyebileceğinize işaret ederken, Neptün olması çeşitli kararsızlıklar yaşayabileceğinize veya sık sektör değiştirebileceğinize işaret eder. Bu evde Venüs olması kişiye sanatla ilgili bir meslek yapması durumunda şans ve sanatsal yetenekler verir. Kariyer hayatı hakkında fikir edinebilmek için evlere bakarken 2.ev de incelenmelidir. Orası da ortaklıklar ve ikili ilişkilere işaret eder. Kendi işini yapmak ve ortak edinmek isteyenlere bu evi de incelemesini öneririz.

10.evde 3’den fazla gezegen olması kişinin kariyer hayatını önceliklendireceğini ve zaman zaman takıntı haline getirebileceğini gösterir. Hayatının gündeminde kariyerin fazlaca yer alacağını söyleyebiliriz fakat olumlu veya olumsuz etkileri kişinin birebir haritasını izleyerek anlaşılabilir.

29. derece – Anaretic derece etkisi

Astrolojide bir gezegenin 29.derecede olması, anaretic derece de denen bu durumda bir gezegenin bulunduğu enerjiden çıkıp bir sonrakine geçiş yapması anlamındadır. 29.derece herkesin haritasında denk gelmeyen özel bir durumdur. Haritasında 29.decere olan bir kişi, hangi eve ve gezegene denk geliyorsa orada bir ün, olgunlaşma, imza atma ve parlama yaşayacak demektir. Bazı konuları geride bırakırken yeni bir oluşum da başlatacak anlamına gelir. Belli konularda dünya çapında başarı göstermiş, fark yaratmış, çığır açmış, tarihe geçmiş kişilerin haritasında 29.derece dikkat çeker.  Örneğin Joe Biden’in haritasında Venüs 29.derece Akrep burcundadır. Apple’ın kurucusu Steve Jobs’ın Mars’ı 29.derece Koç’ta bulunmaktadır.  Dünyaca ünlü Ressam Salvador Dali’nin Uranüs’ü 29 derece Yaydadır. Marlyn Monroe’nun Ay’ı 29 derece Balıktadır. Ülkemizden bir örnek verecek olursak Sezen Aksu’nun Venüs’ü 29 derece Aslan’da ve Regulus yıldızı ile kavuşum halindedir. Milyoner derecesi denen 29 derece Yengeç’e örnek olarak ise David Rockefeller ve Feruccio Lamborghini’yi verebiliriz.

Şans noktası incelenmeli 

Doğum haritaları incelendiğinde kolaylıkla elde edilen şans noktası da kişinin kariyer hayatı hakkında fikir veriyor. Şans noktasının bulunduğu ev ve açıları önemli. Şans noktanız Boğa, Yay, Terazide ise mesleki açıdan oldukça desteklendiğinizi söylenebilir. Akrep ve Oğlakta ise mücadele etmenizin gerekebileceğini ardından başarı gelecektir. Şans noktasının köşe evlerde yani 1, 4, 7, 10. evlerde olması daha hızlı ve kolay sonuçlar alabileceğinize işaret eder. Burada Satürn, Mars, Uranüs ve Plüton olması ise şansı kısıtlayabiliyor kişinin daha çok çabalamasını gerektiriyor.

2.Ev göstergeleri 

Astrolojide 2.ev gelir kaynaklarımızı, varlıklarımızı, sahip olduklarımızı, değerlerimizi ifade eder. Kazanacağımız paranın kaynağı ve dolayısıyla kariyerimiz hakkında ipuçları verir. Güneş’i 2.evde olan bir kişinin yöneticilik yetenekleri sayesinde para kazanacağı söylenebilir. Jüpiter’i 2.evde olan bir kişi şahsi haritasındaki açılar da incelenmek koşulu ile şanslıdır.  Jüpiter yapısı gereği olanı büyüttüğü için çok para harcama ve iş hayatında tutarsız bir kişinin harcamalarını daha da artırır kişi bu durumda bütçe yönetimi konularında bilinçli davranmalıdır. 2.evinde Mars olan bir kişi ise kolay para kazanamayabilir. Para ve mülk elde etmek için diğer kişilere göre daha fazla mücadele etmesi gerekebilir. Uranüs’ün 2.evde olması para kaynaklarının veya kariyerinin bir döneminde teknoloji, yeni nesil sistemler ile ilgili olacağını gösterir. Teknik kökenli bir kariyere sahip olan kişilerde, mühendisler, analistlerin haritasında Uranüs’ü baskın olarak görürüz. Kişiler bu durumda yurt dışına açılmaya, yazılım, teknoloji konularından para kazanmaya elverişlidir. Merkür iletişim gezegeninin 2.evde olması demek ise kişinin edebiyat, gazetecilik, kitaplar, yazma, anlatma, yorum yapma yeteneklerinden yola çıkarak kariyer hayatını buna göre düzenlerse çok gelir elde edebileceğini gösterir.

7. Ev ortaklıklar 

Kişinin evlilik, ikili ilişkiler, ortaklık evi olarak görülen 7.evinde yer alan gezegen ve burçlar ortaklı kariyer planlayan kişiler için göstergeler içerir. 7.evde bulunan burçlar ve gezegenlerden bir kişi ile evlenebilir veya iş hayatında ortaklık kurabilirsiniz.

 

 

 

 

Araştırma, eğitim ve danışmanlık şirketi Areda’nın yaptığı son araştırma kahve severleri konu alıyor. Kahve bir çok kişi için tutku iken Türk halkı için kahve demek çoğu zaman Türk kahvesi demekti.  Yapılan bu araştırmada katılımcılara en sevdikleri kahve soruldu ve katılımcıların %77’si Türk Kahvesi cevabını vererek zirveyi yeni nesil kahvelere bırakmadı.

Türk kahvenizi nasıl alırdınız? 

Türk halkının Türk kahvesi kullanım şeklinin de öğrenildiği Areda Survey’in araştırmada şu sonuçlar yer aldı:

Türk halkı kahveyi %34,3 oranı ile öğleden sonra tüketiyor.

Türk halkının yüzde 58,9’u kahvesini kendisi yapmayı tercih ediyor. Yüzde 26,7’si hem kendim yaparım hem de satın alırım derken, yüzde 14,3’ü satın alırım diyor.

Türk halkının yüzde 52,4’ü Keyif Aldığım İçin kahve tüketiyorum diyor. Yüzde 33,1’i ise Sağlığım için tüketiyorum tercihini yapıyor.

 

 

Araştırmalar göstermiştir ki; kışın kalp krizleri, felç ve aort damarı yırtılmaları gibi bir çok kalp ve damar yolu hastalığı çok daha fazla yaşanmaktadır. Hava sıcaklıklarının düşmesi ile vücut metobolizması ve hormonlar değişikliğe uğrarken, kişilerin güneşe daha az maruz kalmasıyla da D vitamini alımı azalır. Kışın kalp ve damar yolu hastalıklarının artmasının sebeplerini ve bu duruma karşı alınabilecek önlemleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak açıkladı.

Kışın kalp krizinin ve damar yolu hastalıklarının artmasının sebepleri

Havaların soğumasıyla vücudumuz da buna adapte olmaya çalışır. Hormonlar, metobolizma, hücreler değişen koşullara uyum göstermek için farklılaşır. Örneğin damarların kasılıp gevşemesini ve pıhtının damar cidarında birikmemesini sağlayan endotel hücreleri kışın gelen soğukla birlikte kasılmaya başlar ve pıhtılaşma artar. Yine kış aylarında daha az D vitamini almamız sebeiyle de kalp ve damar yolu hastalıkları artar. D vitamini kalp kasları üzerinde direkt etkilidir. D vitamini azlığı tansiyonun yükselmesine ve kalp krizine zemin hazırlar.  Dışarıdaki sıcaklığın düşmesi ayrıca insan metabolizmasında kompleks değişikliklere neden olur. Hormonel olarak sempatik sinir sistemi aktifleşir ve bu durum bizi dış streslere hazırlar. Adrenalin, vasopresin ve katekolamin hormonları artar.  Bu hormonların artmasıyla da damar kasılması olur. Bu konuda hassasiyeti olan kişiler anjinal ağrı hissedebilir veya kalp krizi geçirebilir.  Ayrıca yine soğuk havalarda, vücuda oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri artar, kanın akışkanlığının azalmasıyla dar bir damardan geçen kanın pıhtılaşma eğilimi de artar.

Soğuk havalarda kalp krizi ve damar hastalıklarına karşı yapılması gerekenler: 

  • Evde bolca hareket edilmeli ve doğru beslenilmeli
  • Risk grubunda olanlar ( tansiyon şeker olanlar, ailesinde daha önce kalp rahatsızlıkları geçirmiş olanlar, sigara kullananlar) doktor kontrolünden geçmeli.
  • Soğuk havalarda doğru giyinilmeli, vücut ısısı ideal düzeyde tutulmalı.
  • Kışın yayılan diğer enfeksiyonlardan da korunulmaya çalışılmalı
  • Başta D vitamini olmak üzere diğer vitamin destekleri de önemsenmeli
  • Sigara ve alkolden uzak durulmalı
  • Stresten olabildiğince kaçınılmalı

 

Kimileri için çok basit bir şey olan fotojenik görünmek, kimileri için neredeyse imkansız gibi.  Öyle ki fotojenik olmayan bu kişilerin, fotoğraf çektirmekten de genel olarak hoşlanmadığını görebilirsiniz.  Ancak fotojenik olmanın aslında bir şans olmadığını belirtmek istiyoruz ve her şeyde olduğu gibi bunda da pek çok püf nokta bulunuyor.  Fotoğraflarda olduğunuzdan daha güzel ve göz alıcı görünmek, toplu fotoğraflarda ışıl ışıl parıldamak, yıllar sonra bile o fotoğrafı gördüğünüzde kendinize hayran kalabilmek istiyorsanız mükemmel tüyolarımız okumanız için sizleri bekliyor:

 

 

Fotojenik Olmanın Sırları

  • Mutlu bir anı düşünmek,
  • Kameraya çok yakın durmamak,
  • Çeneyi hafif yukarıda tutmak (gıdık görünümü oluşmaması için),
  • Bir ayağı diğerinin önünde tutmak
  • Daha fit görünüm için 45 derece açı ile, yani hafif yan durmak
  • Daha zayıf görünmek için boyunuzdan yukarı bir hizadan bir çekim yaptırmak
  • Hangi açıdan daha hoş durduğunuzu önceden tespit etmek (kimileri için sağ profil, kimileri için sol profil daha hoş durur)
  • Omuzları mümkün olduğunca dik ve hafif geride tutmak (daha dinç  görünmek için)

 

Fotojenik görünüme neler engel oluyor?

  • Mutsuz bir ruh hali,
  • İçerisinde kendinizi güzel hissetmediğiniz kıyafetler,
  • Rahat olmadığınız bir an,
  • Hoşlanmadığınız bir ortam,
  • Aynı kadraja sığdığınız ve yanlarında rahat hissetmediğiniz insanlar

En sevdiğimiz, en motive edici, bizleri en güçlü hissettiren İlham Veren Kadınlar serimizde bu defa başarıları ve çok yönlülüğü ile insanın adeta başını döndürebilen bir isimle beraberiz : Almila Dalkılıç. Dekoratörlükten  Bateristliğe, Solistlikten İletişim Direktörlüğüne, Sunuculuktan Eğitmenliğe varana kadar çok yönlülüğün en müthiş örneklerinden biri olan Almila Dalkılıç’ı sizlere tanıtmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Merhaba, elimden geldiğince kısaltmaya çalışacağım. Ben Almila Dalkılıç. Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Görüntü Ana Sanat Dalı Tiyatro Dekor Kostüm Bölümünden mezunum. Son sınıfta başladığım iş hayatıma Uki, Beymen, Home Store gibi çeşitli marka kuruluşlarda Dekoratörlük yaparak devam ettim. Üniversite yıllarında okulumu temsil ederek Türkiye Üniversiteliler arası Müzik Yarışmasında Baterist ve Solist olarak yarıştığım finallerde, hem bateri çalıp hem de solo bir şarkıyı aynı zamanda seslendirerek o zamana kadar hiç yapılmamış bir şeyi gerçekleştirdim ve En İyi Enstrümantalist ödülü aldım. Sonrasında Üniversite yıllarında başladığım müzik serüvenimi devam ettirerek reklam müzikleri seslendirdim, TRT’nin ses yarışmalarına katılarak dereceler aldım, ve Eurovision Türkiye Jürisini oluşturan kişiler içinde oldum. Çeşitli Kurumlarda Kurumsal İletişim Direktörlüğü yaptım. Eş zamanlı olarak dergilerde yazı yazmaya ve eğitim kurumlarında ders vermeye başladım. TGRT’de başladığım seslendirme ve prodüktörlük deneyimimin ardından İstanbul Fm, MTV, Radyo Marmara ‘da Radyo ve Televizyon Sunuculuğu yaptım. ATV’de 4 ay boyunca yayınlanan Gani Müjde’nin yapımcılığını yaptığı Ceyhun Yılmaz Show Canlı Yayın’da orkestra bateristi olarak yer aldım. MEB Spikerlik Sunuculuk Sertifikasını Dönem 1. Olarak aldıktan sonra, MEB Mesleki Oryantasyon kursunu yine dönem 1. Olarak tamamladım. London School of Publıc Relatıons’dan Halkla İlişkilere Entegre bir yaklaşım adlı sertifikamı, eğitimlerimi verdiğim yıllarda aldım. Bu dönemde bir kitap yazdım İletişimde İletişim adında bir kişisel gelişim kitabıydı ve Elma Yayınevi tarafından basıldı. Sevgili Ahmet Şerif İzgören hocamın bana olan güvenini boşa çıkarmadım ama ikinci kitabı hemen ardından yazmalısın dediği halde eğitimlerden fırsat bulup şu zamana kadar tamamlayamadım. 2023’de ümit ediyorum ki tamamlayacağım harika bir Güzel Konuşma konulu kitap gelecek. Akademi İstanbul, Deulcom International, LSPR, Newport Unıversıty’de eğitimler verdim. Timder Dergisi’nde 13 yıldır Kişisel Gelişim yazıları yazıyorum. 3 yıldır piyano çalıyorum , ilk 2 sene Konserde Chopin ve Tchaikowsky çalma mutluluğunu yaşadım.
26 yıldır Retorik Hitabet Koçu / Yönetim ve Kişisel Gelişim Eğitmeni olarak 42 ayrı konu başlığı altında Kurum içi ve genele açık eğitimler veriyor, Zirvelerde konuşmacı ve sunucu olarak yer alıyor, Özel Hitabet ve İkna edici Sunum Danışmanlıkları yapıyorum.

Sunuculuktan, eğitmenliğe, müzisyenlikten, yazarlığa varana kadar pek çok farklı konularda uzmanlığınız bulunuyor. Bu çok yönlülüğünüzü neye borçlusunuz?

Hayatım boyunca kimse benden “sıkıldım” kelimesini duymamıştır. Sıkılacak zamanım olmuyor çünkü daima yapacak bir şeyler bulurum ve kendimi her fırsatta geliştirmekten büyük keyif alırım. Çok yönlü olmayı seviyorum bu bana enerji katıyor. Daima B ve C planım vardır. Yapabileceğimi düşündüğüm işlere başlar ve vazgeçmeden en iyi performansımı göstermeye çalışırım. Doğru Zaman Yönetimi ile farklı alışılagelmiş şeylerin dışında yaratıcılık özelliğimi kullanmayı birleştirdiğimde ve üstüne yaptığım her işi aşkla yapmam eklendiğinde çok yönlülük ortaya çıkmış oluyor. Biraz yemek tarifi gibi oldu ama en iyi bu şekilde anlatabilirim. Eğitmen olmak tüm hayatınıza yayılan çok ağır bir sorumluluk bunu en iyi şekilde gerçekleştirebilmek için çok yönlü olmak gerekiyor.

Çok yönlülüğünüzden bahsetmişken, siz en çok hangi yönünüzden daha çok keyif alıyor ve en çok hangi alanda kendinizi buluyorsunuz?

Şimdiye kadar sevmediğim bir işi yapmak için hiçbir zaman girişimde bulunmadım. İşimi yapmak konusunda hem mükemmeliyetçi hem de ne yapsam inanarak benimseyerek ve severek yapmaya çalıştım. İlgilendiğim her alanda başarılar kazanmak beni çok mutlu ediyor ve elbette motivasyonumu arttırıyor. Ancak Sunuculuk ve Seslendirme benim için apayrı bir yerdedir daima. Stüdyoya sabah girsem akşama kadar kalabilirim. Reklam müzikleri seslendirmesi ve canlı yayın program sunuculuğu en çok kendimi bulduğum yer. Tabii ki sahnede olup bateri ya da piyano çalmak anlatılmaz bir mutluluk kaynağı. Eğitimlerde de sahnedeyim, sahnede olmayı inanılmaz derecede seviyorum, İnsanların kalplerine ve ruhlarına dokunabilmek müthiş bir duygu. Sadece bir tanesini seçmek zorunda bırakılsaydım nasıl karar verebilirdim bilemedim gerçekten ancak 2 kelime ile cevap vermem en doğrusu olacak sanırım : SAHNE ve SUNUCULUK

Sergilediğiniz başarılarınız bir kadın portalı olarak göğsümüzü kabartıyor. Türkiye’nin ilk ve tek ödüllü kadın bateristi olma unvanını almak, size daha farklı hangi konularda güç verdi?

Çok teşekkür ederim. Böyle düşünmenizden onur ve mutluluk duydum. Daima ne yapılmadıysa onu yapmalıyım diye bir düşüncem vardır. Yaratıcı düşünceler için beynimi yormaya ve okumaya bayılırım. Bunlar bana yaşama sevinci veren şeyler. Müzik benim için vazgeçilmez, mesela size enteresan bir şey söyleyeyim evimin her köşesinde radyo, kasetçalar, cd çalar ve pikap var. Hangi işi yaparsam yapayım sanat, müzik, sahne geçmişimden deneyimlerimi keyifle kullanıyorum. Bu şekilde son derece sıradan görülen işlere bile farklı yorumlar getirme şansım oluyor.

Başarılarınızın arkasında bir görünmez el var mıdır, yoksa yalnızca kendi emekleriniz ve inancınız mıdır sizi bu denli geliştiren? Özetle size ilham veren, rehber olan kişiler bulunur mu çevrenizde? 

Ailem beni güçlü biri olarak yetiştirdi. Tek çocuğum ama ailem tarafından hiçbir zaman şımartılmadım. Bu anlamda benim için en önemli şey şu: kendin için en iyisini yap zaten karşındakiler senin için en iyi olanı mutlulukla kabul edeceklerdir. Şunu söylemeliyim ki; Şimdiye dek kazandığım tüm başarılarımda ilk imza benim olmuştur. En büyük ilham kaynağım elbette her konuda ve her daim örnek aldığım Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Ayrıca daima söylerim; Başarıya ulaşmak için mutlaka kişilerin seçtikleri Rol Modeller olmalı. Benim için en önemli Rol Modellerden biri manevi babam Melih Kibar olmuştu. Müziğe onunla başladım ve manevi olarak bana daima destek olmuştur ama her şeyi kendim başarmamı istediğinden; bir şeyi başarırsam mutlu olacağı düşüncesi ile asla vazgeçmeden hep bir farklılık yaratmaya çalışırdım. Hayatımın hiçbir döneminde bana manevi anlamda destek olan kişilerin yüzünü kara çıkarmadım çok şükür. Rehber olan isimler ise yanımda ya da yakınımda değiller ama yine de söylemek isterim.

  • Karen Carpenter : bateri ve girişimcilik,
  • Michael Jackson : yenilikçilik,
  • Churchill : hazırcevaplık ,
  • Napolyon , Sezar, Pargalı İbrahim Paşa Özgüven ,
  • Tchaikowsky : duygu dehası,
  • Einstein : zeka,
  • Tesla : azim,
  • Phil Collins : bateri,
  • Tarkan : mütevazılık,
  • Mustafa Erdoğan : iş disiplini,
  • Federer : soğukkanlılık, tevazu…

 

Rehber olarak gördüğünüz kişiler takdir-e şayan. Peki  Z kuşağı ile ilişkiniz nasıldır? Onlarla iletişimde neye dikkat etmemizde fayda var?

Yapım gereği, x y z fark etmeden, her kuşakla iletişimimi içten ve sağlam temellere oturturum. Kuşak çatışması elbette var ama bunu minimize etme şansımız da var. Z kuşağını sorduğunuz için özellikle onlar için söyleyeyim, onlarla doğru bir frekansta olabilmek için hızlı olmanız gerek, hızlı adımlar hızlı kararlar gibi… En önemlisi anlayışlı olmak ve dinlemek, ama gerçek bir ilgi ve istek ile. Teknolojinin getirdiği yeniliklere tıpkı onlar gibi yakın olmak son derece önemli, başarılı ve tevazu sahibi olan insanlardan etkileniyorlar, özgün, çalışkan , sade, basit ve net olmak Z kuşağını etkileyen faktörler arasında.

 

Sizce kadınların kendini geliştirebilmesinin önündeki en büyük engel nedir?

Kendilerini çok iyi geliştiren ve girişimcilikleri ile pek çok kişiye ilham olan kadınlarımız var. Gurur duyulacak işler yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Gelişim, sizin de bildiğiniz gibi hayat boyu devam eden bir süreç, ara verilecek ya da bırakılacak bir şey değil. Kadınlarımız daha özgüvenli olmalı, öz sevgi ve öz saygılarına daha fazla güvenmeliler. Sabır önemli, mutlaka kendilerine destek olacak birilerini beklememeliler, en büyük destekçilerinin kendileri olduğunu kabul etmeli, çevrenin olumsuz yorumlarından etkilenmemeli, belli hedefler koyarak o hedeflere ulaşmak için çok çalışmalı ve çok okumalılar. Ben deli gibi okuyorum, öğrenecek şey bitmez. Bazen hedeflere ulaşamayınca vazgeçebiliyor kadınlarımız, bir şeyi yapacaklarsa önce kendileri için yapsınlar. Hangi yaşta olursanız olun mutlaka hayatınıza katacağınız muhteşem şeyler vardır. Bunun yanı sıra gerçekleşmesi zor olan hedefler üzerinde fazla ısrar etmemeli, kendi kapasitemize uygun işlere ağırlık vermeliyiz. İşte bu sebeple farklı işler yaparak herkesten bir adım öne çıkmak amacıyla değişimlere açık olmalı, öğrenmeyi bırakmamalıyız. Çok sayıda hedef belirlemek de doğru değil, gereğinden çok hedefimiz olmamalı. Engeller daima vardır, önemli olan o engeller ile karşılaşıldığında üzerinden atlamayı bilmek. ( 100 metre engelli koşudaymışçasına 🙂 Yapılamaz denileni yaptığınızda kendinizi harika hissedeceksiniz çünkü yapabilirsiniz!

Gelecek projeleriniz arasında kadınlarla ilgili bir çalışma yapma düşünceniz olsaydı neler yapmak isterdiniz?

Gelecekte yapmayı düşündüğüm ilk hedefim televizyonda bir bilgi yarışması sunmak. Bu hedefim hem kadınları hem erkekleri içeriyor. Bir yandan kazandırırken bir yandan da bilgi vermek, gelişimlerine yardımcı olmak.

İkinci hedefim ise bazı kadın programlarında bilirkişi olarak bulunup sorunlarına psikolojik açıdan yardımcı olmaya çalışmak. Ya da kadınların gelişimine ağırlık veren, esprili, enerjik, mutlu edecek, bilgi verecek, mutluluk aşılayacak, yepyeni pencereler açacak, farkındalık oluşturacak bir kadın programı hazırlayıp sunmak. Bu arada izninizle çalışmalarınız konusunda sizleri tebrik etmek isterim. Her kadının bir hazine olduğunu düşünüyorum. Ve siz de o hazinenin çok önemli bir parçasısınız. Sitenizi de büyük beğeni ile takip ediyorum. Eğitimlerden dolayı tam girecekken gerçekleştirme zamanı bulamadığım siyaset hayatında kadınlarımızı daha fazla görmek isterim. Bu güzel sohbet imkanını oluşturduğunuz için, ben teşekkür ediyorum.

İnsan istedikten sonra pek çok şeyi aynı hayata nasıl sığdırabilir, nedir bu işin sırrı, nasıl yetişiyor her şeye diye sizlerin de bu soruları röportajımızı okurken sıraladığınıza eminiz 🙂 Tüm kadınlarımıza ilham olması dileğimizle…

Bu harika cevaplar ve ilham veren düşünceler için asıl biz Almila Hanım’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

O en özel günlerden biri olan düğün günü, her gelin kendini harika ve kusursuz hissetmek ister. Ondandır aylar öncesinden gelin saç modeli, gelin tacı, makyaj trendleri gibi ince ince araştırmalar yapmak. Ancak önemli olan aslında üzerinizde taşınan aksesuar ve kıyafetten ziyade sizin kendinizi nasıl daha hoş ve özgüvenli hissettiğinizdir. Bunun için size 5 güzellik tüyosu sunacağız.  Kendinden daha emin ve ışıl ışıl parıldamak isteyen gelin adayları haydi buraya:

1. Cilt Bakım Kürleri: Şimdi gözleri kapatıp, o zarif gelinliğin içinde pırıl pırıl pırıldayan, canlı ve gergin bir cildiniz olduğunu hayal edin. Kat kat makyaj bile gerektirmeyen, naturel ve fresh bir cilt kastımız.  Anti-aging özellikli cilt yenileme, karbon peeling, vitamin enjeksiyonları gibi düzenli yaptırılan bakım kürlerine en az 1 ay önceden başlamanızda fayda var. Tek seferlik çok etkisi olmayacağını hepimiz artık biliyoruz. Bu sürecin uzun süreli ve daha etkili olması ise elbette beslenmenize de bağlı olarak değişecektir.2. Gözaltı Işık Dolgusu: Yorgun ve bitkin gözükmeye en çok sebep olan şeylerden biri de kuşkusuz çökük ve karanlık göz altları. Göz altı ışık dolgusu bir seçenek olmakla beraber her sabah göz altlarınıza buz koyarak da bu renk farklılığını bir nebze önleyebilirsiniz. Elbette düzenli uyku saatleri, kesintisiz uyku gibi faktörler de etkilidir. Göz altlarınızın aydınlık olması çok daha dinç gözükmenize yardımcı olur.

3. Parlak ve Canlı Saçlar: Saçların her zaman olmazsa olmaz olduğuna hem fikirizdir. Canlı, dolgun ve parıldayan saçlar için doğal bakım kürlerini önerdiğimiz gibi eğer boyalı saçlarınız var ise keratin bakım da önerilerimiz arasında. Saçın ihtiyacı olan keratin, boya ile temas eden saçlarda azalarak saçın cansız ve güçsüz durmasına sebep oluyor. Doğal çözüm önerilerine yönelmek istiyorsanız, hindistan cevizi yağı, saf doğal sıkma zeytinyağ ve argan yağı öneriler arasında başı çekiyor. Kök hücre tedavisi de saç dökülmesi yaşayan gelin adayları için yeniden saç çıkmasını sağlayan bir seçenek. Ancak kök hücre tedavisi düşünüyorsanız, yeni saçlara merhaba demek için  6 ay öncesinden harekete geçmelisiniz!

4. Selülit Tedavisi :  Kadınların genetik olarak erkeklerden daha yatkın olduğu, portakal görünümlü cilt sorunu selülit özellikle bacak ve kalçalarda daha çok görünüyor. Gelinlikle kapatabileceğiniz selülitler, özellikle balayı döneminde size kendinizi kötü hissettirmesin. Neyseki çözümü mümkün olan selülitlerin tedavisi için 8-10 seans gitmeniz gerekebileceğinden, tedaviye düğünden 6 ay öncesinde başlanmasında fayda var.  Doğal çözümler istiyorsanız, spor, bol su, beslenme çözümleri gibi çözümlere de başvurabilirsiniz.

5. Diş Tedavisi : Gülüşünüz düğün günü size kendinizi iyi hissettirmeli! Gülerken dişlerinizi düşünmemeniz, ağız kokusunu dert etmemeniz için düğün öncesi diş tedavisi şart. En az 1-2 ay önceden diş doktorunuza gitmeli ve varsa çürük dişlerden kurtulmalısınız. Harika dişler size kendinizi harika hissettirecek, bize güvenin 😉